Mayalar hakkında yapılan tanımlar genellikle “matematik alanındaki buluşları, astronomi alanındaki gözlemleri ve doğruya çok yakın hesaplamaları, gizemli Din ve ayinleri, görkemli, özgün sanat ve mimarileri, ilginç yazı ve takvimleriyle, dünyanın en ilgi gören uygarlıklarından biridir” şeklindedir.

Mayalar hakkında yazanlar, çoğunlukla onları gizemli göstermeye çalışmaktadırlar. Bu yüzden Mayaların gökbilimi çalışmalarına bağlı, takvim ve gözetleme kuleleri de âdeta başka dünyadan gelen yaratıklarca yapılmış veya onlar tarafından öğretilmiştir.

Türkiye’de de Mayalar hakkındaki bilgiler, daha çok Tahsin Mayatepek’in raporları doğrultusunda öğrenilen bilgilerden öteye geçememiştir. Maya takvimi ile kıyamet teorileri bir araya getirilmiş, Colonel James Churchward ve onun ileri sürdüğü Mu Kıtası teorisi ile birlikte anılan Mayalar, daima bir sis perdesi ardında gösterilmiştir.

Mayalar, tarihten kaybolup gitmiş bir ulus değildir. Bugün yaklaşık sekiz milyonu geçkin nüfusları bulunan, geçmişleri M.Ö. neredeyse on bin olarak bahsedilen bu milletin tanıtımlarında, çoğu zaman yanlış bilgiler verilmekte ve onlara haksızlıklar yapılmaktadır.

“Kimdi bu insanlar? Nereden gelmişlerdi ve çağımıza hangi mesajları bırakmışlardı?” gibi cümlelerle başlayan, Mayalar hakkında muhtelif yayınlarda, kitap, dergi ve özellikle bilgi ağında verilen bilgilerde çoğunlukla Mayalar, yanlış ve kötü anımsanacak bir kavim gibi gösterilmektedir.

Maya Sözcüğü Ne Anlama Geliyor?


Önceleri komşu halk olarak yaşadıkları, sonraları zaman zaman karşılıklı yönetimlere sahip oldukları Aztekler (Nahuatl) tarafından Maya olarak adlandırılan halklar topluluğu; kendilerini “Kiçe”, “Çöl” gibi boy adlarıyla adlandırmaktadırlar. Aztek dilinde “hesap” anlamına gelen Maya sözü zamanla ortak uygarlığı ve inanış sistemleri olan, ırk özellikleri birbirine benzeyen bu halklar topluluğunun üst kimliği olmuştur.

Mayalar hakkında yapılan çalışmalarda, muhtelif dönemleri esas almış kronolojik tarihlendirmeler bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı M.Ö. 18.000-13.000 buzul devri sonrası Bering’den geçişlerle başlayıp, Maya takviminin başlangıcı olan M.Ö. 3.114’e kadar süren dönemi, ilk dönem olarak kabul ederler. Kabul edilen ilk dönemden İsa’nın doğumuna kadar olan devreyi ikinci, klasik dönem sonundan M.S. 900’e kadar olan dönemi ise üçüncü devre olarak kabul ederler.

Bazı çalışmalarda ise M.Ö. 3.000 yılına kadar giderler ve “arkaik”, “etken klasik öncesi”, “erken klasik”, “klasik”, “klasik sonrası” şeklinde bir tarihlendirme yaparlar.

Yapılan tarihlendirmelerin tamamında ise Mayaların kendi takvimlerinde belirttikleri M.Ö. 3.000 civarı kronolojik dönemin başlangıcı gösterilir. M.Ö. 3.000-400 kuruluş, bundan M.S. 900’e kadar olan süreç ise Maya kültürünün yükselmeye başlayıp zirveye çıktığı dönemler olarak ele alınır. M.S. 900’den İspanyol işgalinin başlangıcı sayılan 1526’ya kadar olan dönem ise Mayaların adeta tarihte seslerinin çıkmadığı bir süreç olarak algılanır. 1526’dan sonra ise Mayaların kendi topraklarında kültürlerinin yok edilişini görmeleri, soykırımına uğramaları ve esaret dönemleri başlar. Bu dönem, günümüze kadar gelmektedir.

Maya Uygarlığının Dönemleri

Ön Maya Dönemi (M.Ö. 10.000-3.000): Bu dönemle ilgili daha çok genel insanlık tarihi ve yeni kıtada hayatın başlaması konularında yapılan araştırmalar bize fikir vermektedir. Eğer, insanlığın doğuşu Anakara olarak kabul edilen Asya ise, yeni kıtaya buradan göçlerin olması lazım geldiği düşünülmektedir. Bu da geçişlerin özellikle Bering Boğazı merkezli olduğu yönündedir. Yer bilimcilerin bir kısmı, ilk geçişlerin buzul dönemi olan M.Ö. 40.000-30.000’de başladığını, bir kısmı ise buzul döneminin bittiği (M.Ö. 18.000-13.000) süreçte başladığını ifade etmektedirler.

Mayaların hiyerogliflerle M.Ö. 400’de eserler bıraktıklarını dikkate aldığımızda, yazının gelişme süreci bize ışık tutar. Mayaların kullandıkları hiyeroglif yazısının ideogram (fikir yazısı) ve piktogram (resim yazısı) süreçlerini aşarak kullanılır hale gelmiş olması, bu yazının başlangıcını, bulunduğu dönemden en az 3.000 yıl öncesine götürmektedir. M.Ö. 400’de hiyeroglif yazıyla verilen eserlerin konu, ifade, kelime hazinesi gibi unsurlarını dikkate aldığımızda edebi bir dil olduğu düşünülebilir. Soyut kavramlar, zıt anlamlar, eşanlamlar v.b. edebi tüm göstergeleri, bir kökten türetilmiş kelimelerin kullanıldığı bu eserlerde görülmektedir. Bu da eğer M.Ö. 400′de edebi bir dil gelişmiş bir yazı ile kullanılıyorsa, bu dilin gelişme sürecinin başlangıcının, bulunduğu tarihten en az 10.000 yıl öncesini işaret etmektedir.




Eski Maya Dönemi (M.Ö. 3.000-400): Mayalarla ilgili tarihlendirmelerde bu dönem: “Arkaik”, “Erken Klasik”, “Orta Klasik” süreçler olarak da adlandırılmaktadır. Bir milletin tarihinin belirlenmesinde, özellikle kendi dilinde verilmiş eserler ya da onlar hakkında komşu milletlerin verdikleri bilgilerden yararlanılır. Burada doğrudan Mayaların kendi yazı ve dilleriyle verdikleri eserlerin başında, kendi tarihi süreçlerini de gösteren “Maya takvimi” gelmektedir.

Maya takviminde tarihin başlangıcı ve ilk dönem olarak 4 Ahau 8 Cumku “M.Ö. 3.114” esas alınır. M.Ö. 3.000-1.800 arası sosyolog ve arkeologlarla “avcılık, toplayıcılık, balıkçılık” süreci olarak gösterilmekledir. M.Ö. 1.500’e gelindiğinde, bütün kayıtlarda Mayaların ziraatla meşgul olduklarını, “Mayalar, köylerde ilkel tarım yöntemleriyle mısır, fasulye ve kabak yetiştiriyordu” gibi ifadelerden anlıyoruz. M.Ö. 1.800-1.000 arasında Maya kültürünün Pasifik kıyısında yoğunluk kazandığı, yapılan arkeolojik kazılardan çıkan eserlerden anlaşılmaktadır. Bu süreç aynı zamanda Mayaların daha çok Pasifik kıyısında, küçük yerleşim merkezleri olarak, her bin müstakil yönetimler şeklinde, diğer bir deyişle ayrı ayrı yerleşik boylar olarak yaşadıkları dönemdir.

M.Ö. 1.000-400 arasında yine arkeolojik buluntuların ışığında Mayaların Pasifik kıyıları dışında dağlık bölgelerle, orta ve kuzey bölgelerine yayıldıkları, buralarda yine müstakil boylar halinde yaşadıktan anlaşılmaktadır.

Klasik Maya Uygarlığının Kuruluş Dönemi (M.Ö. 400-M.S. 250): Bu süreç, aynı zamanda Mayaların kurdukları Tikal, Hunantuniç, Karakol, Altun Ha gibi büyük şehir yönetimlerinin, diğer şehir yönetimlerine hakim olmak için yaptıkları savaşlar dönemini de kapsar. Bu dönem, Klasik Maya Uygarlığının temellerinin atıldığı, matematik, gökbilim, tıp gibi müspet bitimler yanında, inanış sisteminin olgunlaştığı, efsanelerin birer rumuz olarak algılanıp, edebi eserler halinde halka sunulduğu dönemdir.

Kurulan şehirlerin su, tuz, gıda kaynakları göz önünde tutuluyor, su göletlerinden şehre kanallarla içme suyu verilmeye başlanılıyordu. Şehir yönetimleri kendi törelerince yönetiliyor; yönetici sınıf ile halk arasındaki karşılıklı görevler belirleniyordu. Din işleri Tanrı ile halk arasında aracı olan Şamanlar taralından belirleniyor, şehir savunması ya da diğer şehirlere hakim olmak için yapılacak savaşlarda askeri sınıf oluşuyordu.

Bugün Yucatan, Peten ve Belize’deki en önemli Maya antik şehirleri olarak bilinen, gökbilim çalışmaları için gözlem evlerinin yapıldığı yerleşim birimlerinin kuruluş yılları da bu süreç içerisinde yer almaktadır.

Klasik Maya Uygarlığının Gelişme Dönemi (M.S. 250- 800): Maya Uygarlığının en parlak döneminin başlaması ve Maya Uygarlığının yükseliş dönemi olarak bilinen bu dönemde, şehirleşme ve mimarinin en güzel örnekleri verilir. Bu dönem Mayaların bölgede en geniş sınırlarına da ulaştığı, gökbilimiyle ilgili çalışmaların zirveye çıktığı dönemdir. Mayaların Teotihuacan, Olmek, Tzakol ve Esperanza gibi bölgedeki diğer kültürlerin de tesirinde bulunduğu, daha doğrusu bu kültürlerle karşılıklı bilgi ve kültür alışverişinin en yüksek seviyeye çıktığı dönem olarak da bilinen bu süreçte, küçük yerleşim birimleri, büyük şehir yönetimlerinin idaresi altına girer.

Küçük yerleşim birimlerimle farklı adlarla bilinen boylar, Klasik dönemde birleşerek Maya üst kimliği altında, büyük yerleşim birimlerinin adlarıyla anılmaya başlarlar.

Klasik Maya Uygarlığının Çöküş Dönemi (M.S. 800-950): “Geç” ve “Son Klasik dönem” olarak da adlandırılan bu dönem, Mayaların meşhur Bonampak antik şehrine renkli duvar resimlerinin yapıldığı yıllardır. Yine Maya kültürünün zirvesi olarak gösterilen Chichenitzsa antik şehrinin tamamlandığı ve gökbilim merkezinin çalışmalarının en verimli olduğu zamandır. Ancak şehir yönetimlerinin hakimiyet uğruna birbirleriyle yaptıkları amansız savaşlar da bu dönemde yoğunluk kazanır. Bölgede Putunlar başta olmak üzere başka kültürler yavaş yavaş yükselmekte, Mayalar bu yükselişlerden olumsuz olarak etkilenmektedirler. Mayalar, savaşlar ve yoksulluk nedeniyle evlerini bırakıp, daha kuzeye, Yucatan Yarımadası’na göç etmeye başlarlar.

Başka Uygarlıkların Yönetiminde Olduğu Dönem (M.S. 950-1526): Bu dönemde Yucatan’da Maya kültürünün zirvede olduğu yıllarda, başka şehirleri de yönetimi altına toplamış olan, diğer bir deyişle Maya başkenti sayılan Chichenitzsa, Nauatl dilini konuşan Tolteklerin hakimiyeti altına girer. Quetzalcoatl (Tüylü Yılan) unvanını taşıyan Topiltzin Tolteklerin lideriydi. Bu dönem Klasik Maya uygarlığının resmen sona ermesi demekti. Ancak Chichenitzsa, Toltek ve Maya kökenli melez bir Din ve toplumun da oluştuğu şehir olmuştu. Yönetim Tolteklerin elindeydi ancak yönetilen halkın nüfus çoğunluğu Maya kökenliydi.

Daha çok tüccar olarak bilinen Aztekler, 1325’te başkentleri Tenochtitlan’ı (bugünkü Mexico City) kurmadan önce, 1200’ün başında Toltekleri yıkarlar. Dolayısıyla Toltek yönetimi altında bulunan Mayalar da Azteklerin yönetimi altına girer. Maya yerleşim birimlerinin birbirinden bağımsız olması sebebiyle, Toltek ve Aztek yönetimine girmeden 1500’ün başlarına kadar Tulum şehri gibi müstakil olarak da yaşayagelmişlerdir.

Bu arada Avrupa kıtası ve İngiltere’den yeni kıtayı keşif çalışmaları da başlamıştır. 1497’de tüccar ve denizci Amerigo Vespucci Kuzey Amerika Kıtası’na ulaşır. Nihayet 1498′de Kolomb’un Yeni Dünya’ya yaptığı 3. sefer sırasında, bugünkü Venezüella’daki Orinoco Irmağı ağzında karaya çıkmasıyla kıtanın Avrupalılarca istilası başlar.

İspanyol İşgali (1526): 1400′lü yıllara gelindiğinde Maya uygarlığının önemli bir bölümü varlığını sürdürmekteydi ve Mayapan kenti Yucatan’ın başkenti ilan edilmişti. 1441 yılında başkentte çıkan bir ayaklanmadan sonra bu şehir de halk tarafından boşaltıldı. Buna rağmen 1500’lü yılların ortalarına kadar bazı Maya şehirleri, hayatlarını sürdürmeye devam ettiler.

16. yüzyılın ilk çeyreğinde İspanyolların Yucatan’a yerleşmesiyle birlikte kıtada daha önce hiç görülmeyen bulaşıcı hastalıklar Mayalar arasında yayılmaya başladı. Yüzyıllık bir süre içinde Orta Amerika’nın yerli nüfusunun yüzde 90’ı Batılı beyaz adamların getirdiği kızamık ve grip gibi hastalıkların yayılması nedeniyle yok olacaktır.

İlk kez 1517′de Hernandez de Cordoba, Maya topraklarına gelir. Ancak Cordoba, girdiği savaşta Champoton’un Maya savaşçıları tarafından, vücudunda açılan yaralar sebebiyle can verir. Akabinde 1518′de Grijalva’nın keşif heyeti gelir, onu 1519’da Hernan Cortes izler.

1526-28 yıllarında Francisco de Montejo, İspanya Krallığının verdiği “Adelantado” unvanıyla gelir. Bu geliş İspanyollarca Maya topraklarının resmi işgalinin başlangıcı olur. İspanyollar işgal etikleri Maya topraklarında, merkezde Katolik kilisesi ve çevresinde Hristiyanlığı kabul eden yerli halklara verdikleri dükkanlardan oluşan, bütün yolların merkeze çıktığı ızgara model dedikleri şehirleri inşa etmeye başlarlar. Bu yerler, dağdan şehirlere göç ettirilen direnişçi halkın kontrolüne yönelik planla yapılmıştır. İspanyollar ilk kez 1542′de Merida şehrini inşa ederler.

Ancak Mayaların direnişlerim bir türlü durduramayan İspanyollar gittikçe zalimleşirler. Yüz binlerce yerli ahali, acımasız İspanyolların soykırımına maruz kalır. Buna rağmen Mayaların direnişi yıllarca sürer. Bu direniş, bazen pasif olmakla birlikte bazen gerilla savaşı olarak devam eder.

1712 yılında Chiapas bölgesinde yaşayan Mayalar Meksika hükümetine karşı ayaklanırlar. Bu direniş bugün Zapatistler önderliğinde halen devam etmektedir.

1720’li yıllarda ise İspanya Krallığı, Maya halkını köleleştirmeye ve Hristiyanlaştırmaya başlar. Meksika’nın İspanya’dan bağımsızlık kazanmasından bir süre sonra Yucatan’da isyan hareketi tekrar yükselir. Kölelik koşullarına başkaldıran yerlilerin isyanı, bu sefer bastırılamaz ve Mayalar, ülkelerinin büyük bölümünü yeniden ele geçirirler. Bu olay, tarihte “Kastlar Savaşı” olarak da bilinir.

16. yüzyılın ilk yarısından itibaren başlayan İspanyol istilası sırasında birçok Maya insanı dini inançlarından uzaklaştırılmışlardır. Dini inançlarına ait olan her şey misyonerler tarafından harap edilmiştir. Yeni koloniler kurmak için köle gibi çalıştırılan Mayalar, 400 yıl boyunca İspanyollar tarafından ezildikten sonra bu kez Meksikalılar tarafından işgale uğrarlar. Bugün eski Maya ülkesi sınırları üzerinde başta Meksika ve Guatemala olmak üzere Belize, Honduras ve El Salvador devletleri kuruludur.

Günümüzde birçok Maya ailesi, bir zamanlar atalarının yapmış olduğu gibi tarımla uğraşmakta ve şehir pazarlarında ürün alıp satmaktadır. Kimisi de dokuma, resim ve ağaç işlemeciliği gibi geleneksel el sanatlarını yaşatmaktadır. Günümüz Mayaları, eski inanç ve âdetlerin çoğunu koruyup, Katolikliğin öğeleriyle birleştirmişlerdir. Eski inançlarının gereği olarak yılın değişik dönemlerinde, özellikle dağlık bölgelerde yaşayanlar, Şamanlarının önderliğinde anma günleri yapmaktadırlar.

Yüzyıllardır olagelen kültür etkilenmesinden sonra Orta Amerika’da Mayaların torunları, yeni bir kültür yaratarak hayatlarını sürdürmektedirler. Orta Amerika’da yaşayan Mayaların torunları, şimdi sadece gelen ziyaretçilerin hatıra fotoğrafları çekmeleri için, efsanelerinde geçen kahramanların, doğadışı unsurların temsili giyimlerini kuşanmaktadırlar.

Kaynak: Yrd. Doç. Dr. İsmail Doğan’ın “Mayalar ve Türklük” adlı kitabından derlenmiştir.