Etiketlenen üyelerin listesi

sabetaycılık gizli yahudiler

OSMANLI CEMİYETİNDE ENTERESAN BİR TOPLULUK: SABETAYCILIK VE DÖNMELER http://www.ekrembugraekinci.com/Resimler/Sabbatai%20Zwi.jpg http://www.youtube.com/watch?v=7Vub5gaGJos

Bu konu 28689 kez görüntülendi ve 58 yorum aldı ...

  • Konuyu değerlendir: sabetaycılık gizli yahudiler

    5.00/5,00 puanı 2 kişi oyladı ve 28689 kez incelendi.

Sayfa 2/6 İlkİlk 1234 ... SonSon
59 sonuçtan 11 ile 20 arası
  1. #11
    fatken - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20-03-12
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    6.720
    SABETAYCILAR ÜÇ KOLA AYRILIR

    Bilindiği gibi Sabetaycılar üç kola ayrılıyorlar. Karakaşiler, Yakubiler ve Kapâniler…


    Müslüman Türklerin yetişmiş kadrolarının çeşitli cephelerde, son olarak da Filistin ve Çanakkale cephelerinde ihanetlerle kırılması ve milletimizin beyin takımlarının yok edilmesi ve sonuç olarak da Osmanlı Devleti’nin yıkılması sürecinde birlik içinde ihanet faaliyeti sergileyebilen Sabetayistler, aralarındak
    i husumetleri geçici bir süre de olsa göz ardı edebildiler.

    Bizim aramızda Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma isimlerini taşırlarken, her şeyleri ile Türk ve Müslüman gibi görünürlerken, aslında Yahudilik davalarına hizmet ettiler, en kritik aşamalarda ekmeğini yedikleri milletimize ve vatanımıza en feci, en vahim ihanetleri, en örtülü şekilde yapmaktan geri durmadılar.

    Yine, Dünya Yahudi Konseyi ve bu konseyin kontrolünde tuttuğu İngiltere’nin de desteği ile Osmanlı’nın yerine, tam bir Yahudi cenneti olarak tarif edilebilecek yeni Türkiye’yi kurdular. Cephelerde savaşıp can veren bizdik ama devleti kontrolü altına alanlar, halkı devlet zoru ile yepyeni, batılı bir ayara sokanlar onlardı…

    Hemen 1924′te “Yunanistan’da kalan Türkleri ana vatanlarına getirmek” bahanesi ile bir mübadele(nüfus değiş tokuş antlaşması) da yaptılar ve ülkemizdeki Rumları Yunanistan’a gönderip Yunanistan’dan da Türk diye Yahudi dönmelerini/Sabetayistleri getirdiler… Artık nüfuzları kadar nüfusları da epey güçlenmişti. Ülkemize yeni gelen Sabetayistler devlet gücü ile bir anda en zenginler oldular. Patronlar, sanatçılar, gazeteciler, meşhurlar onlar oldular. Ama ciddi bir sorun vardı; Gizli bir Yahudi hahamı Şemsi Efendi(gerçek adı ile Şimon Zvi) nin yetiştirmesi olan Mustafa Kemal Atatürk ve etrafındaki Sabetaycılar Kapâni koluna mensuptular. Bu durum Karakaşi kolu Sabetaycıları için rahatsız ediciydi. İki grup arasında iktidar mücadelesi hat safhadaydı.

    İttihat ve Terakki’nin son Maliye bakanı olan Cavid Bey, Karakaşi gurubunun lideriydi. Meşhur İzmir Suikasti hadisesinde, Atatürk’e suikast yapacakları iddiası ile asılanların arasında Cavid Bey de vardı. Aslında suikast tertibi ile hiç bir alakası yoktu. Ama zaten bu suikast teşebbüsünü düzenleyenelerin amacı buydu; bütün muhalifleri, özellikle de Karakaşi Sabetayistleri tesirsiz hale getirmek… Yine aynı İzmir Suikasti davasında asılan Doktor Nazım da Karakaşi Sabetaycılardandı… Asanlar Sabetaycıların Kapani kolu, asılanlar ise Karakaşi koluydu. Yakın tarihte türlü türlü bahaneler ile izah edilen hadiselerin bir çoğu karakaşi-kapani kapışması yüzündendi. Bu iki gurup birbirlerini kırarlarken bile ortak sırlarını yani Sabetaycılıklarını açığa çıkarmıyorlardı.

    Yine, ölümünden kısa süre önce oğlu Aydın Menderes’in de itiraf ettiği gibi Ali Adnan Menderes de Sabetaycıydı ve Karakaşi gurubuna mensuptu. Onun idama gidişinin elbette pek çok sebebi vardı ama en etkili sebep Kapanilerin Karakaşilere iktidarı kaptırma endişesi idi… Menderes, Sabetaycıların sıklıkla yaptığı gibi -er ekli bir soyadını, ERTEKİN soyadını almıştı. Sonra mahkeme kararı ile yakın arkadaşı Edhem’in soyadını aldı ve Menderes yaptı. Menderes’in eşi Berin Hanım’da meşhur Sabetaycı aile Evliyazadelerin kızı idi. Zaten Sabetaycılar asla dışarıya(sabetaycı olmayanlara) kız vermez ve dışarıdan kız almazlardı.

    1990′da Cumhurbaşkanlığına aday olan ve kazanamayan İsmail Cem de Sabetaycıydı. Yine iç çekişme yüzünden kazanamamıştı. Cem, soyadı olan İpekçi’yi kullanmıyordu. İpekçiler en meşhur Sabetayist ailelerden biriydi…

    Özetle, Osmanlı’nın son döneminde, yıkılışı/tasfiyesi ve yeni Türkiye’nin kuruluşunda en etkin gurup iç çekişmelerine rağmen Sabetaycılardı. Atatürk tek başına, yalnız bir kahraman değildi. Buz dağının sadece görünen yüzüydü. Dana onun doğmadığı tarihlerde binlerce aktif Sabetaycı çoktan Osmanlı’nın çeşitli makamlarını ele geçirmiş ve Osmanlı’yı yıkılışa sürüklemişlerdi. Atatürk hedefine ulaşmak için, daha sonra hain ilan edeceği Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin’in kızını bile almak istemiş, damat-ı şehriyari olarak hız kazanmak bile istemişti. Lakin teklifi kabul görmeyip red edilince bu plan gerçekleşememişti. Bilindiği gibi daha sonraki süreçte evlenip boşandığı İzmirli Latife Hanım da kendisi gibi Sabetayistti. Çankaya köşkünde vazifelendirdiği yakın hizmetlilerine kadar herkes Sabetayistti…

    Buraya kadar özet bilgi vermek istedik. Bloğumuzda Sabetaycılar hakkında aylardır yeterince yayın yaptık. Şimdi asıl amacımız Kapani kolu Sabetaycılarını tanıtmak.

    Bir ilginç dergi gördük. Chronicle namında bir dergi… 2005-2009 arası yayın yapmış… Ufak bir incelemede bile Sabetayist bir kadro tarafından çıkarıldığı anlaşılabilen bu dergi her nedense Kapanileri tanıtmak ihtiyacı duymuş… Tabii suya sabuna dokunmadan ve Sabetaycılıktan hiç bahis etmeden… Bizim bu güne kadar ulaşabildiğimiz ve Kapanilerin akrabalık bağlarını anlatan tek araştırma bu… Gerçi buna araştırma denir mi bilemiyoruz. Zira, özellikle son on yılda Sabetayistlerin iyice deşifre olmaları karşısında sahneye sürdükleri bir eylem planları var… Şiddetli tepki almadan usul usul kendilerini, kendi kalemşörleri ile deşifre etmek ve bu işi 150 senenin ve inanılmaz binlerce ihanetlerin, acıların, göz yaşının hesabını sorabilecek Müslüman yazarların eline bırakmamak…
    Soner Yalçın ve Prof. Yalçın Küçük’ün de bu planın bir parçası olduğu kanaatindeyiz. Zaten Yalçın Küçük’ün enişteleri de dedeleri de Yahudi…

    Biz sizi bu ilginç derginin dikkat çekici yazısı ile başbaşa bırakıyoruz ve Atatürk’ün de akrabaları olan Kapani Yahudilerini tanıyoruz;
    (Not: Makalenin yazarı olan Duygu Özsüphandağ YAYMAN ismi de tipik bir Sabetayist kriptoloji örneği.)


    ****

    KAPANIZADELER HEM HÜKÜMET HEM MUHALEFET

    Latife Hanım’dan Fahri Korutürk’e uzanan akrabalık bağları onları farklı siyasi kamplara savurdu. Kurtuluş Savaşı’nda Çakıcı Efe ile rakı içen bir babanın iki farklı oğlu; 1. Menderes Hükümeti’nden Osman Kapani ve özgürlükçü akademisyen kardeşi Prof. Dr. Münci Kapani ile onların gazeteci ve belgeselci yeğenleri Güneş Karabuda, ailenin en popüler üyeleri. Birbirinden ünlü hukukçu, doktor, diplomat, sporcu damatlar, bir de Atatürk ile kurulan bağlar, cabası!

    Bir ailenin kolları nereye kadar uzanır? Kaç ailenin kolları hem Atatürk’le uzaktan akrabalığa hem Menderes hükümetinde bakanlığa hem Menderes’in en sıkı muhalifliğine hem Türkiye’nin en köklü kurumlarından, simge yapılarından birinin temelini atmaya çıkar? Kaç ailenin siyaset, ticaret, hukuk, eğitim, medya ve spor tarihlerine yazılan, bu alanlardaki konumlarıyla Türkiye’nin yazgısını değiştiren üyeleri vardır? Kapanizadeler’de bunların hepsi ve fazlası var. Lafı uzatmayalım, aile geniş. Üstelik evliliklerle aralarına katılanların da hatırı sayılır hikâyeleri var. Satırları onlara bırakalım.

    Kapanizâde adı, 1800’lerin ikinci yarısında yüksek sesle söylenecek kıvama geliyor. Zira görünmeyecek gibi değil; İzmir ve çevresindeki çiftlikler, onların, imparatorluğun en büyük işadamlarından olduğunu gösteriyor. Mustafa Kapancıoğlu’nun verdiği bilgilere göre ailede ulaşılan ilk isim, tüccar Sahip Kapancızâde Esseyyidül Hacı Hüseyin Bey.

    Muris Rukiye Hanım ile Hacı Hüseyin Bey’in dört çocuğu, 1800’lerin sonundan itibaren Kapanizâde adının belleklerden artık hiç silinmeyeceğinin garantisi oluyor: Hamdiye Avniye, Mehmet Reşat, Fatma Aliye ve Tahir Kapani. Dört çocuğun dördünün de ayrı çiftlikleri var. Mehmet Reşat Kapani’nin çiftliği Torbalı’da, Tahir Kapani’ninki ise Salihli Sart yakınlarında. Onlar aynı zamanda, İzmir’in ilk büyük ithalatçı ve ihracatçı ailelerinden.

    Bu tarımsal ve ticari faaliyet bir yandan ailenin adını belirliyor: Bugüne ulaşan Kapani ve Kapancıoğlu soyadları “büyük depo” veya “büyük terazi, çeki” anlamına gelen “kapan” kelimesinden türüyor.

    Bir yandan da çiftlikler, bulunduğu coğrafyaya yazılıyor: Sart yakınlarındaki bir köye “Kapancı” adı yadigâr kalıyor.

    AĞABEY-KARDEŞ: HÜKÜMET-MUHALEFET

    Hacı Hüseyin Bey’in oğlu Tahir Kapani’nin, Mediha Hanım ile evliliğinden süren soy, ailenin en popüler kanadı. Sart’taki çiftliği ile İzmir Limanı’ndan yaptığı ithalat ve ihracat işleri, Tahir Bey’i, 1914’lerde İzmir iş çevrelerinin en ünlü işadamlarından biri haline getiriyor. Bir dönem İzmir Belediyesi Karşıyaka Şube Başkanlığı görevini üstleniyor. Tarih, Tahir Kapani’nin çocukları durağına geldiğinde, ailenin ismi ülke çapında daha çok yankılanıyor. Onu, ilkin şöyle anons etmek gerekiyor:

    Menderes’in bakanlarından Osman Kapani’nin ve Kamu Hukuku Profesörü Münci Kapani’nin babası, (Uşakizâde) Ömer Uşşaklı ile Ord. Prof. Baha Kantar’ın kayınpederi, gazeteci-yazar ve belgeselci Güneş Karabuda’nın dedesi Tahir Kapani!

    Tahir Bey tüm çocuklarını; Osman, Münci, Mefharet (Yemişçi), Sabahattin, Atıfet (Karabuda), Hüseyin, Güner (Pamir) ve Muazzez (Kantar) Kapanizâde’yi yurtdışında okutuyor. Kardeşlerin en büyüğü, 1915 doğumlu Osman Kapani, Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin ardından Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nde eğitimine devam ediyor. Yurda döndükten sonra da Türkiye’nin siyasal yazgısına yazılacak isimlerden biri oluyor. Demokrat Parti’nin kuruluşunda yer alan Osman Kapani, kısa sürede Ege Bölgesi’ndeki miting meydanlarında halkı coşturan söylevleriyle sivriliyor. Çok partili yaşamın ilk meclisine İzmir Milletvekili olarak seçilen Osman Kapani, 1950’de ilk Adnan Menderes hükümetinde, devlet bakanı olarak yer alıyor.

    Ağabey, siyaseti icra ederken; kardeş, siyasetin bilimini yapıyor. Ne ki aile, bu yeni siyaset madalyonunun her iki yüzünü de görüyor. Çünkü Münci Kapani, hükümetin özgürlükleri kısıtladığını düşünen akademi cephesinde, yani bakan ağabeyine karşıt kutupta yer alıyor. Ders yılı açılışında “Gençler, düşündüklerinizi her ortamda olduğu gibi söyleyin” diyen Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) Dekanı Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu, Menderes tarafından görevden uzaklaştırılıyor. Bunun üzerine SBF’den Şerif Mardin, Mümtaz Soysal, Bahri Savcı, Coşkun Kırca gibi akademisyenler istifa ederken onlara Hukuk’tan katılanlar arasında Münci Kapani de yer alıyor: “Hükümet üniversiteye müdahale edemez.”


    HUKUK LİTERATÜRÜNDEKİ KAPANİ

    Demokrat İzmir Gazetesi Başyazarlığı yapan avukat Osman Kapani, TBMM’de dokuz, on ve on birinci dönem DP İzmir Milletvekili olarak yer alıyor. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından o da Yassıada’ya gönderiliyor. Aynı dönemde ailenin damatlarından biri de devrik bakanla aynı kaderi paylaşıyor. Kapani’nin yeğeni Rukiye Nevin Safaoğlu’nun ilk eşi, İzmir Belediye Başkanı Faruk Tunca, Balmumcu’da tutuklu bulunuyor (Tarih, Tunca’nın adını daha sonra ikinci eşi, 1952 Türkiye güzeli, ilk Avrupa güzeli Günseli Başar ile yan yana anıyor).

    Osman Kapani’nin siyasi yaşamının çöküş dönemi, kardeşinin hukukçu akademisyen kimliğinin yükseliş dönemine bırakıyor yerini.

    Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Münci Kapani adı, 1950’lerin önde gelen düşünce dergilerinden Forum’un yazı kurulunda, Bülent Ecevit, Mümtaz Soysal, Muammer Aksoy gibi adların yanında yer alıyor. Kapani, 1963 yılında fakültenin Kamu Hukuku Kürsüsü Başkanı oluyor. 1964’te bölüme asistan olarak giren isimlerden biri dikkati çekiyor: Doğu Perinçek.

    Kamuoyunun gündemine yakın zamanda giren Nurettin Veren’de, Kapani ailesiyle akraba.
    “Politika Bilimine Giriş,” “İnsan Haklarının Uluslararası Boyutları,” “Kamu Hürriyetleri” kitaplarının yazarı olan Kapani’nin, hukuk ve politika alanlarının kavramsal çerçevesine yaptığı katkılar literatüre geçiyor. Siyaset, kamu hukuku, insan hakları, anayasa mahkemesi gibi konularda halen ona atıfta bulunuluyor. “Politika Bilimine Giriş”te yazdığı; “Kamuoyu, iktidarı yapan ve yıkan bir güçtür” sözü, zihinlere kazınan alıntılardan. Siyasal iktidara getirdiği “iktidar = kuvvet + rıza (meşru olma) formülü” yeni bir açıklama biçimi olarak kabul ediliyor. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ni -Türkiye Barolar Birliği’nin ifadesiyle- İngilizce ve Fransızca asıllarını karşılaştırarak ve eldeki eski metinlerden yararlanarak günümüz Türkçesiyle titizlikle çeviriyor. 12 Eylül 1980 darbesinin getirdiği ortamda, 1983 yılında kürsü başkanlığından istifa ediyor. Münci Kapani 1989’da; kurucuları arasında Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok gibi aydınların olduğu Atatürkçü Düşünce Derneği’nin onur kurucuları listesinde yer alıyor.

    Kapani’nin öğrencilerine verdiği son ders, kuşaklar boyu bir hayat dersi olarak bugüne ulaşıyor: “Size ders anlatmaya değil, ders vermeye geldim. İki şey söyleyip gideceğim. Önce şunu belirteyim ki sizin sınıf çok iyi mevkilere gelebilecektir. Sizden sonrakilerin şansı az ama daha sonraki kuşağınki daha da az. Benim size söylemek istediğim iki şey şu: Görev yaparken: 1. Ekmekle hürriyeti birbirine tercih edilir hale getirmeyin. Aç insana hiçbirşey kabul ettiremezsiniz. 2. Fazilet ile menfaati bir araya getirmeyin. Onlar su ve şeker gibidir. Fazilet, menfaatin içinde erir gider.

    Kapanizâdeler, İzmir’in pek çok tanınmış, köklü ailesiyle evlilikler yoluyla akrabalık bağları kuruyor. Kuşak sırasına göre gidersek; Hacı Hüseyin Bey’in kızı Hamdiye Avniye Hanım, İzmirli ünlü tüccar Hocazâde Ahmet (Üzümcü) Bey ile evleniyor. İzmir bu adı, şehrin en prestijli semti Alsancak’ın tek camisi, aynı zamanda protokol camisi olan Hocazâde Camii’nden tanıyor. Ahmet Üzümcü, daha sonra aynı mimara (Fahri Nişli), eşi Hamdiye Avniye Üzümcü adına bir cami de Urla’da yaptırıyor.
    Türkiye’nin en kritik öneme sahip ailelerinden biri olan
    Sabetayist Kapanizadeler, çok etkili isimler çıkarttılar
    Hacı Hüseyin Bey’in diğer kızı Fatma Aliye Aksoy ise, Türkiye’nin atlet lakaplı ilk sporcusu Seha Aksoy ile evleniyor. 1941 Dekatlon Türkiye Rekortmeni, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Üyesi ve aynı zamanda da iyi bir bilardocu olan Seha Aksoy’un adı, Atatürk Spor Kompleksi içindeki Seha Aksoy Atletizm Pisti aracılığıyla dünyaya ulaşıyor.

    Evliliklerle kurulan akrabalık bağları arasında, bir alt kuşaktaki bir soyadı, Atatürk’le bağlantısı nedeniyle ilgiyi üzerinde topluyor: Tahir Bey’in kızı Atıfet Hanım ilk evliliğini, Atatürk’ün eşi Latife Uşşaki’nin kardeşi Ömer Uşşaklı ile yapıyor. Atıfet Hanım’ın ikinci eşi ise İzmit Memleket Hastanesi Başhekimliği, Sağlık Bakanlığı’nda genel müdür yardımcılığı, müsteşarlık, Dünya Sağlık Örgütü toplantılarında delegasyon şefliği yapmış olan Dr. Nail Karabuda. Ancak boynuz, kulağı geçiyor; Güneş Karabuda’nın ünü, babasını aşıyor. Osman ve Münci dayılarının yolundan gidip hukuk okuyan Karabuda, gazeteciliğe, üniversite eğitimini aldığı Paris’te fotomuhabiri olarak başlıyor. 1961’de televizyonculuğu ekliyor kariyerine. Dünyanın dört bir yanını, hazırladığı politik, sosyal ve kültürel içerikli belgesellerle, başta İsveç Televizyonu (SVT) olmak üzere Avrupa ve Amerika’daki değişik televizyon kanallarından yansıtıyor. Tarihe tanıklık ettiği en önemli görüntülerini, Vietnam Savaşı’nın ortasından geçiyor. Karabuda’nın deneyimlerine ilişkin daha fazlasını, arkadaşı Yaşar Kemal anlatıyor: “Güneş’i 40 yıldır tanırım. Onu önce fotoğrafçı olarak tanıdım, sonra da kameraman… Bu 40 yılda Güneş şaşırtıcı bir hızla dünyayı dolaştı, filmler yaptı. Endonezya’da bir milyon kişi öldürülürken Güneş oradaydı. Şili’de Allende öldürülürken o oradaydı. Dofar gerillaları Arabistan’da çarpışırken Güneş gene oradaydı. Güneş’in maceraları saymakla bitmez. Güneş 40 yıldır dünyanın her yerindeydi.”

    Aile, bir cumhurbaşkanı ile daha evlilik bağı kuruyor. Münci Kapani’nin kızı Suzan Hanım ile Türkiye’nin altıncı cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün oğlu, eski Paris Büyükelçisi Osman Korutürk evleniyor (Osman Korutürk adı, Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi olarak da hatırlanıyor).

    Tahir Bey’in diğer kızlarına gelince; Mefharet Hanım, İzmir’in bir başka ünlü tüccar ailesi Yemişçiler’e gelin gidiyor. Muazzez Hanım’ın eşi Ord. Prof. Baha Kantar ise ailenin yolunu bir kez daha Atatürk ile kesiştiriyor. Atatürk, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Kantar’ı, 1925’te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin açılması üzerine buraya ceza hukuku profesörü olarak tayin ediyor. Kantar, 1935’te Türk Dili Tetkik Cemiyeti ile İçtimai İlimler Terimleri Komisyonluğu başkanlığına seçiliyor. Aynı yıl dekanlığa atanıyor, Kriminoloji Enstitüsü’nü kuruyor. Atatürk tarafından Türkiye’yi yurtdışındaki bazı toplantılarda temsil etmekle görevlendirilen Kantar’ın, üç ciltlik “Ceza Muhakemeleri Usulü” kitabı, yeni kuşaklara yol gösteriyor.

    DİĞER İKİ KOLUN SOYADI KAPANCIOĞLU

    Geldik yine başladığımız yere. Çünkü Hacı Hüseyin Bey’in çocuklarıyla süren kol, ailenin birinci kolu. Hacı Hüseyin Bey’in kardeş çocukları ve torunlarından gelen Kapanizade Mustabey ile eşi Katipzadelerden Hatice Naciye Hanım; çocukları Hüsnü, Ali Suphi, Nedime ve Adnan Kapancıoğlu ile birlikte ailenin ikinci kolunu sürdürüyor. Ali Suphi Bey, İzmir’in ilk meşhur şekercilerinden. İnşaat yüksek mühendisi olan oğlu Mustafa Kapancıoğlu ODTܒde öğretim üyeliği yaptıktan sonra, beş yıl Lizbon’da beton barajlar üzerine uzmanlık yapıyor. Türkiye’ye “Barajlar Kralı Süleyman Demirel’in öğrencisi” namıyla dönen Mustafa Kapancıoğlu, 12 Eylül öncesinin İzmir İl İmar Müdür Vekili. 12 Eylül sonrasında ise valilik tarafından “İzmir Belediyesi’ni Denetleme İmar Komisyonu Başkanlığı”na atanıyor. Engelli atlama, yüksek atlama ve mızrak atmada elde ettiği başarılar, Mustafa Kapancıoğlu’nun sporcu yanının nişanları. Hüsnü Bey’in oğlu Gündüz Kapancıoğlu ise uzun süre yaptığı İzmirliler Derneği Başkanlığı ile hatırlarda.
    Hacı Hüseyin Bey’in kardeş çocuklarından Ali Rıza Bey ile Denizli Tavaslı Esma Hanım da ailenin üçüncü kolunu oluşturuyor. Eski Tariş Yönetim Kurulu üyelerinden İbrahim Kapancıoğlu ile 1977’nin Sarayköy Belediye Başkanı Rıza Kapancıoğlu, Kapanizâdelerin tüccar ve siyasetçi yetiştirme geleneğini, ailenin üçüncü kolunda yaşatanlara örnek oluyor.


    [NOT: T.C. yasalarına göre Sabetayistleri araştırmak, incelemek, tartışmak asla suç değildir. Bu yayını özgürce beğenip paylaşabilirsiniz. Suç Türk ve Müslüman gibi gözüküyorken aslında Yahudiliğe ve çeşitli ülkelerin istihbarat birimlerine hizmet etmektir. Suç Sabetaycı olmaktır. Yahudi olmak bunu açıklama ve yahudice yaşamak suç değildir, bir tercihtir. Ama sabetaycılık doğrudan hıyanet-i vataniyye kapsamında değerlendirilmesi gereken bir husustur... Suçtur...]
    Konu fatken tarafından (11-17-12 Saat 12:30 AM ) değiştirilmiştir.
    “Bir kimse sonsuza dek, herkes ise bir süre kandırılabilir; fakat herkes sonsuza dek kandırılamaz.”

    Abraham Lincoln

  2. #12
    fatken - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20-03-12
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    6.720
    Fatih TERİM (Sabataycı cemaattendir)





    Bundan 6 ay kadar önce Ülke tv'de Turgay Güler'in ''Sıradışı'' adlı programını izliyordum konu Türk Generallerin Kipa takıp neden Batı Şeria'daki İsrail'de ağlama duvarında ağlayıp dua ettiklerini tartışıyorlardı.

    Turgay Güler bazı muhabir arkadaşlarının orada haber fotoğrafı çekerlerken Fatih Terim'inde kipa ile ağlama duvarında ibadet ettiğini görmüşler sonra Fatih Terim onları görünce işaret parmaklarını sertçe sallayarak tehditvari biçimde siz görürsünüz demiş!


    TERIM, ana avrat sövmesi ile, satışa çıkardığı 15 milyon avroluk Bodrum'daki malikanesi ile ve diğer nitelikleri ile bir kişinin öne çıkardığı bir sözcük.

    Uğraş alanlarından birini "terminoloji" olarak tanımlayan biri olmama karşın, TERIM sözcüğünün soyadı olarak alınmasını yadırgadım.

    Türkiye'deki Ortaçağ düzeninin Efendilerine dair genel kuramıma koşut olarak Fatih neyime Terim de İbrani olmalıydı.

    Çünkü, bir insan bu kadar akıl, bilgi, beceri ve insani davranış yoksunu olup böylesine abartılıp tenekelerle para kazanıyorsa, şebekenin tekeliyet düzeni içinde olmalı ve de İbrani olmalıydı.

    Terim sözcüğünü önce Daniel Kazaz adlı bir Yahudinin, Istanbul Yahudi Soyadı Projesi içinde yer alan kısıtlı isim/soyisimler arasında taradım.

    2 adet TERIM soyadlı İspanyol Yahudisi (Sefarad) buldum.

    Doğru iz üstündeyiz demekti bu.

    Peki bu TERIM bizim bildiğimiz TERIM değil ise, neydi?

    Onu da buldum...

    İsrail'in kayıp kavminin arandığı Yemen'de yahudilerin yaşadığı bir kasaba adı TERIM...

    İLGİLİ KİTAP:

    Journey to the Vanished City: Search for a Lost Tribe of Israel [Tudor Parfitt]

    Journey to the Vanished City: Search for a Lost Tribe of Israel [Tudor Parfitt]

    Yalçın Küçük Hocamız da TERIM soyadı konusunda, benim aşağıdaki google üzerinde yaptığım arama ile raslantı sonucu bulduğum TERIM adlı yerden sözeden kitaba göndermede bulundu. Ama şunu da söylemeliyim ki, öncelikle Daniel Kazaz'ın İstanbul Yahudi Soyağacı listesi içinde TERIM soyadlı kişilere raslamasa idim, bu yer adı konusunda temkinli olurdum. Ancak bunlara ulaşmadan önceki "ön" çıkarsamam, Terimin sefarad (İspanyol Yahudisi) olduğu yolunda idi. Kendisinin ve aile bireylerinin fiziksel özellikleri ve kendisinin davranış kodları ile bu ön çıkarsamaya ulaşmıştım. Tabii şebekenin güzide elemanı olması bunları araştırmam için en önemli etken. Türk erkeklerine bazılarınca atfedilmek istenen olumsuz özelliklerin kaynağına dair ipuçları da verdiğini düşünmekteyim aslında bunun. Mesela Ogün Samast ve benzerleri Türk müdür diye sorarak konuyu burada şimdilik kesiyorum.

    Türk kimliğini birilerinin darlaştırdığını bozduğunu yoksullaştırdığını söylerken kastim budur.

    Zenginleştireceğiz, düzelteceğiz, genişleteceğiz.





    İLGİLİ KİTAP:

    Yazarlar : Cahit Kayra ve Şlomo Sand [Yalçın Küçük]

    Yazarlar : Cahit Kayra ve Şlomo Sand





    İLGİLİ KAYNAK:



    TERIM

    Your search for "TERIM" returned 2 records.
    Chief Rabbinate Marriages 1887-1999 (29785 marriages)

    -Sort-


    Groom surname


    Groom given name


    Given name of groom's father


    Bride given name


    Given name of bride's father


    Bride surname


    Date


    Reference number


    Comments


    Page number

    41845


    KOEN


    Natan


    Sabetay


    Dina


    Yaakov


    TERIM


    1993


    135-3220


    Cedilla on S in Sabetay


    mi 157

    42345


    TERIM


    Mordehay


    Yaakov


    Ester Eti


    Eliya


    LEVI


    1990


    125-2877





    mi 250



    Ve yukarıdaki iki sonuçla karşılaştım. Baş Hahamlık Evlilikleri 1887-1999 (29785 evlilik).

    Gördüğünüz gibi, 4. sütunun 1. satırında, “Damadın babasının adı” olarak “Sabetay” verilmiş.

    Yani, Sabetayistlerin ünlü “Sabetay Sevi”sinin adı.




    Kemal Şimşek

    Aydınlık Gelecek, 1 Kasım 2008

    Kaynak:

    Web sitesi adresi: isfsp.org - sephardim Resources and Information. This website is for sale!

    Başlık : Istanbul Jewish Genealogy Project (İstanbul Yahudi Soy Ağacı Projesi)

    İçerik Bilgisi: Daniel Kazez adlı Yahudinin öncülüğünde, gönüllü Yahudilerce derlenen ve toplanan, sadece Istanbul kentinde yaşayan/ölen Yahudilerin evlilik ve ölüm kayıtlarından bir kısmı.

    The International Sephardic Leadership Council (ISLC) is pleased to present one of the largest and most important genealogical collections in the world that features Sephardic records. This collection includes:

    • More than 35 thousand Istanbul marriage records, from the Chief Rabbinate (1887–), Ashkenazi Community (1923–), and Italian Congregation (1870s–).

    • More than 10 thousand Istanbul burial records, including Hemdat Israel (1899–), Italian burial list (1918–), Italian (Sisli) Cemetery (1800s–), Kuzguncuk Cemetery (1913–), Ortaköy Cemetery (1939–), and Yuksekkaldirim Synagogue (1916–).

    ISLC is deeply indebted to the Istanbul Jewish community for providing access to these valuable genealogical records. In particular, Lina Filiba and Erdal Frayman worked relentlessly to find and copy the documents. And we thank the presidents of the particular Istanbul Jewish organizations who are sharing their records in order to benefit Jews around the world in search of their family roots and history: the Ashkenazi Community, the Italian Community, the Kadiköy Community, the Kuzguncuk Community, and the Ortaköy Community.

    This material (in Turkish, French, Ladino, Hebrew, and Solitreo) was typed by members of the Istanbul Jewish Genealogy Project, led by Daniel Kazez. The ISLC expresses its deep gratitude to the dozens and dozens of volunteers who typed and proofed these records. Without their thousands of hours of labor, these records would remain in handwritten form only. The Project needs additional volunteers to type and proof (including many pages with no translation needed). Please contact Daniel Kazez if you are willing to help.
    netr0n bunu beğendi.
    “Bir kimse sonsuza dek, herkes ise bir süre kandırılabilir; fakat herkes sonsuza dek kandırılamaz.”

    Abraham Lincoln

  3. #13
    fatken - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20-03-12
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    6.720
    Adnan Menderes Sabetaycı Yahudi Bir Aileye Mensuptu




    ADNAN Menderes'in eşi Berrin hanımın, meşhur Dr. Nazım beyin yeğeni olduğunu biliyoruz.
    Dr. Nazım, ünlü ve ileri gelen Sabataycılardandır, İttihadçıdır ve İzmir suikasti hadisesinde idam edilmiştir.

    Bilindiği gibi Sabataycılar üç büyük kabileye ayrılır ve bunların araları hiç iyi değildir; hattâ zaman zaman aralarında dehşetli kapışmalar, hesaplaşmalar olmaktadır. İzmir suikastinde mağdur olup okka altına giren Sabataycılar, Karakaşlara mensuptur; onları ezenler de Kapancıdır. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra da böyle olmuştur.

    Peki Sabataycı aşiretler niçin kendi aralarında bu kadar şiddetle çekişiyordu? Bu savaşın ardında büyük menfaatler, ikbal hırsları bulunmaktadır. İslâm tarihine bakınız, Müslümanın Müslümana yaptığını gâvur yapmamıştır. Sünnilerle Şiiler arasında asırlar süren kanlı savaşlarda nice şehirler yıkılmış, ülkeler tahrip edilmiş, kesilen kellelerden tepeler yapılmıştır.

    Sabataycıların Yakubiler kolu, Kapancılara karşı Karakaşları desteklemektedir. Son birkaç yılda Türkiye Sabataycıları içinde, kapalı kapılar ardında hayli gizli ve çetin müzakereler yapıldı, üç aşiretin ileri gelenleri anlaşmaya, uzlaşmaya çalıştılar, lakin anlaşamadılar. İsmini vermek istemediğim bir Sabataycının Cumhurbaşkanı seçilmesi isteniyordu. ABD dışişleri bakanı Madamın da desteği alınmıştı. Lakin birbirine rakip ve hasım üç dönme aşiretinin kurmayları bu hususta bir türlü uzlaşamadılar. Sabataycı aday dışarıdan da baltalandı ve ülkenin başına geçme hayalleri söndü.


    Gelelim Berrin hanım ile Adnan beyin durumuna. Adnan Menderes aile içi bir izdivaç yapmıştır; Evliyazadeler ailesindendir; hanımı da aynı aileye mensuptur. İzmir suikastinde asılan Maliye nazırı Cavid bey Sabataycıların en mutaassıp kolu olan Karakaşlara mensuptur. Dr. Nazım bey de Karakaşlar'dan Berrin hanım ve Adnan Bey de... Bir bomba daha: 27 Mayıs darbesinden sonra asılan dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu da... Asılanlar Karakaş, asılmalarına yol açanlar Kapancı...

    Son yıllarda Kemal Derviş, İsmail Cem, Rahşan Ecevit, Mehmet Ali Bayar arasındaki çekişmeleri, zıtlaşmaları, entrikaları anlamak için çok şey bilmek gerekiyor. Mason locaları içinde bütün üyeleri Sabataycı olan localar vardır.

    Biz Türkiyeliler ne yakın tarihimizi, ne de bugünümüzü biliyoruz. Tarih diye bir sürü maval, masal, martaval, mitos öğretiliyor.Yakın tarihimize ait ciltlerce kitap, külliyat yayınlandı. Bunların hangisinde Dönmelerin son devirdeki ihtilal, reform, inkılap, değişim faaliyetlerindeki rolleri anlatılmaktadır? Liselerde okutulan tarih kitaplarında bir kelime ile olsun Masonların, Dönmelerin rolünden, gücünden, tesirinden bahsediliyor mu?

    Biz, Masonlar denilince tek, homojen, birlik ve beraberlik içinde olan gizli bir teşkilatı düşünüyoruz. Halbuki ülkemizde dört ayrı Mason teşkilatı bulunmaktadır. Bunların biri Kainatın Yüce Mimarı dediği Allah'a inanmayanı teşkilata üye kaydetmez. İlerici Mason grubu ise ateist veya agnostiktir ve bu ikisinin arasında geçimsizlik, soğukluk, kavga, çekişme vardır.

    Sabataycılar diye tutturmuş gidiyoruz. Peki Sabataycılık nedir? Bunlar kaç gruba veya aşirete ayrılmaktadır? Hangi köşebaşlarını tutmuşlardır. Türk siyasetinde, Türk iktisadiyatında, Türk üniversitelerinde, Türk medyasında rolleri, ağırlıkları nedir?.. Bu gibi soruların cevabını veren ilmî, ciddî, tutarlı yayınlara sahip miyiz?

    Sabataycılık bir buzdağıdır ve biz onun su üzerindeki yüzde birini görmeye çalışıyoruz, altta kalan doksan dokuz parçası meçhulümüzdür. Bu konularda belge mi yok, bilgi mi yok, kitap ve ilmî makale mi yok, arşivlerde vesika mı yok?.. Hepsi var ama bunları bir araya getirecek, tahlil edecek, bilahare terkib yapacak, ortaya dört başı mamur araştırmalar koyacak kafa yok, kültür yok, niyet yok.

    Sabataycılık gizlilik üzerine kurulu bir lobidir. Onlar iki kimliklidir, taqiyye yapmaktadır. Üzerlerine ışık tutulması, açığa çıkmaları hiç işlerine gelmez. Onların işlerine gelmez ama biz de bu konuyu öğrenmek zorundayız. Türkiye'deki bu müzmin din-siyasî sistem kavgasını kimler çıkartmıştır? Yüz milyonlarca dolarlık servetlere sahip birtakım Dönme aileleri bu efsanevî zenginlikleri nasıl kazanmışlardır? Birtakım Dönmeler niçin İslâm'a ve Müslümanlara, medenî insanlara ve vatandaşlara yakışmayan bir şekilde saldırmaktadır? Sabataycılar niçin hukuk fakültelerinin ceza hukuku kürsülerine rağbet etmektedir? Vaktiyle, TCK 163'üncü madde ile ilgili bilirkişi raporları veren Sabataycılar niçin hep Müslümanların aleyhinde görüş beyan etmiştir?

    Bilmemek ayıp değildir, öğrenmemek ayıptır... Masonlar, Sabataycılar bilinmek istemeyebilir ama bizim de bilmeye, öğrenmeye, içyüzünü anlamaya hakkımız yok mudur?

    Sabataycılar derken, birkaç aydan beri ortaya bir de Kürt Yahudileri konusu çıktı.Kendilerini Müslüman gösteren (Sünnî veya Alevî), fakat asıl kimlikleri Yahudi olan kişiler, aileler, gruplar varmış. Bunlar kimdir? Kendi hallerinde yaşayan vatandaşlar mıdır, yoksa Türkiye hakkında normal ötesi emelleri, planları mı bulunmakta? Kürt terör hareketinde bu Yahudilerin rolü, tesiri nedir? Türkiye'de şu anda 18 bin Musevî olduğu söyleniyor. Sabataycıları, Kürt Yahudilerini hesaba katarsanız bu rakam çok büyüyecektir.

    Birtakım crypto-yahudiler din konusunda militanca hareket etmeseler fazla işkillenmeyeceğim. Lakin gerçekte Müslüman olmadıkları halde birtakım gizli Yahudiler niçin İslâm ve Müslümanlar konusunda militanca hareket etmektedir? Din, inanç, ibadet, inandığı gibi yaşamak hürriyeti evrensel bir değerdir. Peki, birtakım Dönmeler bu hakkı ve hürriyeti bize niçin tanımak istemiyor?

    Vatikan'da bulunan Fransızca bir belgeye göre, Manisa ve civarında bundan iki asır kadar önce 150 bin Yahudi göç etmiş; bunlar, Müslümanlar arasında Yahudi kimliği ile yaşamakta güçlük çekecekleri, dışlanacakları için kendilerini Bektaşi olarak göstermişler... Bu iddiaları, dedikoduları hangi tarihçiler, hangi fikir adamları, hangi akademisyenlerimiz inceleyip araştıracaktır?

    Dedikodu ile tarih yazılmaz ama gerçeklere şüphelerden gidilir. Ortaya bir rivayet, iddia atılınca; ilmin ışığında incelenmeli, araştırılmalıdır. Yanlışsa yanlışlığı, doğruysa doğruluğu ortaya çıksın.

    Son on yıldan beri ülkemizde çok vahim, çok garip hadiseler oluyor. GAP bölgesinde seksen küsur yabancı büyük şirket faaliyette bulunuyormuş.Bunların yetmiş küsuru Yahudi-İsrail kuruluşlarıymış ve hassaten Kürt Yahudilerini çalıştırıyorlarmış. Bu iddialar doğru mudur? Elde ne gibi sağlam bilgiler, belgeler, şahitler bulunmaktadır? Bunların açıklanması, araştırılması gerekmez mi?

    Türkî cumhuriyetlerden Türkmenistan'da, Müslüman Türkmen gibi görünen, asıl kimlikleri Yahudilik olan büyük, nüfuzlu, güçlü bir taife varmış... Bu konuda nerede aydınlatıcı bilgi bulabiliriz?

    Velhasıl bir sürü esrarlı, acayip, garip, akıllara durgunluk verecek cinsten hadiseler, rivayetler, dedikodular, söylentiler, iddialar içinde bunalmış vaziyetteyiz. Maalesef Türk toplumu bir bilgi toplumu değildir. Halkımız, aydın zümre, gençliğimiz uzun yıllardan beri uyutulmuş, afyonlanmış, sersemletilmiş, zekâ özürlü hale getirilmiş bulunuyor. Amerikalılar topraklarımıza çıktılar bile. Amerikan gemileri tanklar indirdi. Amerikalı personel için özel, USA standartlarına uygun sahra kenefleri getirildi. Uçak dolusu tabut ve ceset torbası getirildi. Biz ise hâlâ sayıklıyoruz: Meclis henüz izin vermemiştir... diye. Sabataycılar Türk toplumunda akıl bırakmadı!


    Mehmet Şevket Eygi
    Gazeteci-Yazar
    netr0n bunu beğendi.
    “Bir kimse sonsuza dek, herkes ise bir süre kandırılabilir; fakat herkes sonsuza dek kandırılamaz.”

    Abraham Lincoln

  4. #14
    fatken - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20-03-12
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    6.720
    TC Devleti’ni İngilizler’in Yardımıyla Sabetayist Yahudiler (Dönmeler) Kurdu

    Osmanlı’nın Yıkılışında İngiliz-Yahudi İşbirliği ve Ladini (laik) T.C. Devletinin Kuruluşu:



    Son İslâm Devleti olan Osmanlı Devleti ve Hilâfet hem İngilizlerin sömürü emelleri önünde bir engel ve sömürgeleri için bir tehlike teşkil ediyordu. Hem de yahudilerin Filistin’de devlet kurmaları önünde bir engel teşkil ediyordu. İşte bu ortak tehlikeyi bertaraf etmek hususu; İngilizleri, yahudiler ve dönmeleri kullanmaya, yahudileri ve dönmeleri İngilizlerin gücüne sarılmaya sevk etmiştir. Bu İngiliz-Yahudi işbirliği ile Osmanlı ve Hilafet yıkılmış ve yine bu işbirlik ile laik T.C. Devleti kurulmuştur.

    - Laik T.C. Devleti kurulduktan ve Hilâfet’i ortadan kaldırdıktan sonra Lozan-1924 Anlaşması ile İngilizler T.C. Devleti’ne hem bir coğrafi sınır hem de bir siyasi çerçeve çizip kendi haline bırakmıştır. laik T.C. Devleti kendisi için belirlenen bu sınır ve çerçevede kaldıkça İngilizlerin maslahatını korumuş ya da maslahatına hizmet eder olmuştur. Bu çerçevenin dışına çıkmadıkça dahili icraatlarında laik T.C. Devleti’ni kendi haline bırakmıştır. Böylelikle iktidar dönmelerin (Türkiye’deki gizli, yahut sabatayist yahudiler) elinde kalmıştır.

    - Dönmeler, Sabatay Sevi zamanından beri Balkanlarda, Edirne’de, İstanbul ve İzmir’de bazı Bektaşi, Mevlevi, Melaimi, Halveti ve hatta bazı Nakşi tarikatlarına sirayet etmişler, onların bugünkü çeşitleri, adetlerinin mimari olmuşlardır. Mesela; Bektaşilik’teki “mum söndü” olayı, Mevlevi’deki çeşitli inanış ve adetler gibi. Cumhuriyetten sonra da genelde tarikat, tekkeler, zaviyeler yasaklandığı halde bu üç tarikata dokunulmamıştır. Ve bazı tarikat şeyhlerine de dokunulmamıştır. Bu tür sirayetler onları bu toplum içinde çok iyi kamufle etmiş, toplum onları pek fark edememiş, onları kendilerinden sanmışlardır. Mesela, şu anda Ankara’da Bektaşi tarikatının iki önemli dede-babası dönmedir. Mevlevi tarikatı şeyhi dönmedir.

    - Laik T.C. Devleti kurulduğunda Anadolu’da halk yaşlılar, dul kadınlar, sakatlar ve çocuklardan müteşekkil idi. Osmanlı’nın son zamanındaki sürekli savaşlar ve sözde Kurtuluş Savaşı esnasında toplumun gençleri, aydınları, alimleri adeta katledilmiştir. Mesela; diktatör Mustafa Kemal’in de iştirak ettiği Anafartalar ve Çanakkale savaşında takriben 500 bin Anadolu toplumunun genci ketledilmiştir. Daha sonra da laik T.C. Devleti çeşitli katliamlar yapmıştır. Buna ilaveten İslâm’a karşı topyekün savaş ilan edilmiştir. İslâmî kurum, kuruluş ve kavramlara yönelik devrimler ardı ardına gelmiştir. Bunlardan birisi de Harf Devrimi’dir. Bu devrim ile halkın tamamı bir gecede okuma yazma bilmez konuma getirilmiştir. Meydan tamamen latin harflerini bilen dönmelere (yahudilere) kalmıştır. Onlar bu yeni devrimin içerdiği eğitimi hem kendi açtıkları özel okullarda almıslar, -Fevziye Liseleri, Işık Lisesi, Terakki Lisesi, Robert Koleji, Galatasaray Lisesi v.b. okulları Fransız, Amerika, İngiliz finansörlüğü ile dönmeler açıp yürütmüşlerdir- hem de Avrupa’ya gidip çeşitli dallarda eğitim almışlardır. Ayrıca Harf Devrimi, bu halkı bütün kültürel, tarihi ve İslâmî kaynaklarından koparmıştır. Toplum kültürel köklerinden kopuk şaşkınlar topluluğuna dönmüş, bir anda bir kompleks/aşağılık duygusu oluşturmuştur.

    - Böylelikle bu toplumun muallimleri, doçentleri, aydınları, yöneticileri dönmeler(gizli yahudiler) olmuştur. Devletin önemli kurumlarında önemli yerlerde özellikle de ordu içinde tamamen onlar hakim olmuştur.

    - Nitekim laik T.C. Devleti’nin başından bu güne kadar gelen Genel Kurmay Başkanlarının tamamına yakını dönme(gizli yahudi)dir. Bugün de yine önemli yerlerde olanlar onlardandır.

    - Millete laik T.C. devletinin kurucusu ve bir kahraman olarak gösterilen diktatör Mustafa Kamal‘in kendisi de yahudilerin sahte mesihi Sabatay Sevi’nin soyundan gelen inançlı bir dönme (gizli yahudi)dir.

    - Laik Cumhuriyet Devleti’nin ilk günlerinde çıkan gazete, dergilerin özellikle de harf devriminden sonra çikan gazete, dergilerin, sanatçıların, sinema, tiyatro sektörünün radyo ve TV’nin tamamı dönmelerin hakimiyetinde Ermeni, Rum azınlıkların elinde olmuştur.

    - Dönme olmayanların çıkardığı gazete ve dergiler bu güne kadar ve bugün de dahil halen cılız ve çok zor şartlar altında yayınlarını sürdürürler.

    - Türkiye’de büyük holdingler, servet sahipleri, TÜSİAD üyelerinin tamamına yakını ya yahudi ya da dönmedir(gizli yahudi).

    - 1950′ye kadar CHP’nin yöneticileri, ondan sonra DP, AP v.b. partilerin yöneticilerinin büyük kesimi dönme ya da masondur. Şu andaki partilerden DSP, CHP, DYP, ANAP, MHP’nin başkanlarından Bülent Ecevit, Altan Öymen, Tansu Çiller dönme’dirler. Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli’nin ise dönme ya da Ermeni olma ihtimalleri var. Demirel’in masonluğu malumdur. Fakat dönme olma ihtimali de vardır. İnönü’ler dönmedir.

    - Yakın zamana kadar YÖK’ün başkanı olan Kemal Gürüz, İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ve önemli üniversitelerin rektörleri dönme’dirler.

    - Yine yakın zamana kadar parlamentoda yahudi ve dönme milletvekilleri oldukça fazlaydı.

    - İsrail’in kuruluşu esnasında Türkiye’de aktif rol almışlardır. 1943′de çıkartılan varlık vergisi uygulamaları ile Almanya ve Avrupa’dan Nazi tehdidi ile kaçıp Türkiye’ye gelen ve daha önce Türkiye’de var olan yahudilerin ve bir kisim dönmelerin Filistin’e göç etmeleri sağlanmış ve takriben bu uygulama ile 100 bine yakin yahudi ve dönme Filistin’e Türkiye’den göç etmeye zorlanmıştır. Bu uygulama aynı zamanda Avrupa’dan gelen yahudi göçünü Filistin’e kanalize etmiştir. Bunun dışında İsrail’in kuruluşunda T.C. Devleti’nin ne gibi rol aldığı ayrıca inceleme konusudur.

    - İsrail kurulunca da onu ilk tanıyan devletlerin başında laik T.C. Devleti olmuştur, çünkü laik T.C devletini de aynı etnik kökene mensup kişiler kurmuştur.

    - Aslen bir dönme olan İsrail’in ikinci Cumhurbaşkanı Izak Ben-Zwi, Türkiye’den giden Sabataycılardan/dönmelerden olduğu söyleniyor. Nitekim İsrail Başbakanı Ben Gurion, Dışişleri Bakanı Golda Meir, Dışişleri Müsteşarı Simon Peres ve Genel Kurmay Başkanı Zui Zur ile birlikte 28 Ağustos 1958 günü Türkiye Başbakanı Adnan Menderes ile görüşmek için gizli bir ziyaret yapmış olması da dikkat çekicidir.
    “Bir kimse sonsuza dek, herkes ise bir süre kandırılabilir; fakat herkes sonsuza dek kandırılamaz.”

    Abraham Lincoln

  5. #15
    fatken - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20-03-12
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    6.720
    "Biz Türk de Müslüman da değiliz" diye açıkca itiraf eden Sabetaycılar / Sabetayistler......






    Dünya Yahudi Konseyi'nin büyük gayretleri ve o zaman dünyanın süper gücü bulunan İngiltere'nin de kullanılması ile Osmanlı yıkıldı ve Müslümanlar tarumar edildi...

    Bu işte Osmanlı sınırları içerisinde yaşayan, Türk ve Müslüman gözüken yüzbinlerce Sabetaycının da büyük emekleri vardı. Bu nedenle yeni kurulacak kukla Türkiye devletinin kontrolünün Sabetaycılarda olmasına izin verildi.

    Museviler ile Sabetaycılar arasında (her ne kadar sabetaycılar da yahudi olsalar da) bulunan anlaşmazlıklar sorun edilmedi. Türkiye'de iktidar artık Yahudi konseyi ve İngiltere ile danışıklı hareket eden Sabetaycıların ellerindeydi...





    Kendisi de Sabetaycı olan Mustafa Kemal Adıtürk, bir kurtarıcı gibi gösterildiği Türkiye'de en yakın silah arkadaşları bile böyle bir şey beklemezken birden Cumhuriyeti ilan etti. Bunun hemen akabinde, 1924 yılında, "Yunanistan sınırları içinde kalmış Türkleri Türkiye'ye getireceğiz" bahanesi ile Selanik'i merkez edinmiş dindaşlarını yani Sabetaycıları "Türk" diye Türkiye'ye getirmek istedi. Uzun sıkıntıların ardından bunu gerçekleştirdi. Ve yeni Türkiye'nin en güzide toprakları, Osmanlı hanedanının şahsi gayri menkulleri, Yunanistan'a gönderilen zengin Rumların zenginlikleri hep bunlara peşkeş çekildi..

    Dikkatinizi çekmek istediğim husus ise şu; Selanik'teki Sabetaycılar Türkiye'ye gelmek istemediler. Zira rahattılar... Mustafa, devlet gücü ile baskı yapmasına rağmen direndiler. En nihayet, yaklaşık üç yüz senedir açıklamadıkları büyük sırlarını bile açıkladılar Türkiye'ye gelmemek için... Selanik'li Sabetaycılardan bir Karakaşzade Rüştü çıktı ve "Biz Türk de Müslüman da değiliz. Bu güne kadar böyle gözüktük, böyle tanındık. Bizi Türk kabul ederek Türkiye'ye götüremezsiniz" mealinde açıklamalar yaptı...Bu Sabetaycılık araştırmaları konusunda bir dönüm noktası oldu... İlk defa, kendi ağızlarıyla ve net ifadelerle söylediler; "Biz Türk de Müslüman da değiliz"...
    Konu fatken tarafından (12-06-12 Saat 08:13 PM ) değiştirilmiştir.
    netr0n bunu beğendi.
    “Bir kimse sonsuza dek, herkes ise bir süre kandırılabilir; fakat herkes sonsuza dek kandırılamaz.”

    Abraham Lincoln

  6. #16
    fatken - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20-03-12
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    6.720
    Yahudi asıllıların kurumlar bazında yapılanmaları


    Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum...
    Bu yazı, Türkiye'de Sabeytayist "elit" kesimin yaptıklarına karşı çıkan ; çalışmasından alıntılanmıştır... Kendisi şöyle diyor:




    "İsyanım Sabetayist cemaatimizin adını kötüye çıkaran, Türkiye'yi sömüren muhteris elitistleredir. Türkiye yahudilerin huzurla yaşadığı bir ülke olmuştur; müslüman halkın 500 yıllık hoşgörüsüne ihanetle onu Orhan Pamuk'un sözlerinde ifadesini bulduğu bir yahudi devleti haline getirmeye kalkmak ihanettir, şeytanlıktır.

    Şimdi bir önceki konumuzda bahsettiğimiz yahudi asıllı kişilerin yapılanmalarını kurumlar bazında açıklayalım.

    ÜNİVERSİTE:

    Ülkemizin hemen bütün önemli üniversitelerinin rektörleri yahudi asıllıdır. Bu da başörtüsünün neden siyasal islam'ın simgesi olduğu aldatmacasıyla çarpıtıldığını, rektörlerin neden yeni hükümete böylesine şaşırtıcı bir çıkışta bulunduklarını açıklıyor zannederim.

    YÖK Başkanı Kemal Gürüz, İstanbul Üniv. rektörü Kemal Alemdaroğlu ve medyatik yardımcısı Nur Serter, Koç Üniv. rektörü Seha Tiniç, Galatasaray Üniv. rektörü Erdoğan Teziş, Bilgi Üniv rektörü Lale Duruiz ve eski rektör Ilter Turan, Bogaziçi Üniv. rektörü Sabih Tansal ve eski rektör Üstün Ergüder, Işık Üniv. rektörü B. S. Yarman, Marmara Üniv. rektörü Tunç Erem sabetaycı (yahudi asıllı)dır.

    Medyada çok görülen ve kanaat önderi olarak sunulan Asaf Savaş Akat ve eşi Nilüfer Göle, Eser Karakaş, Ahmet İnsel, Taner Berksoy, Kenan Mortan gibi hocalar ve medyada ismi çok geçen hukuk profesörlerinin çoğunluğu sabetaycıdır.

    ORDU:

    28 Şubat'ın mimarı olan ve laiklik ve Atatürkçülük konusunu şaşırtıcı üsluplarda dile getiren Çevik Bir, Doğu Aktulga, Doğu Silahçıoğlu (Sultanbeyli ilçesine dindar çoğunluğa nispet olsun diye izinsiz Atatürk heykeli diktiren paşa) ve Yalçın Işımer (GATA'nın açılışında 'belleyeceğiz' konuşmasını yapan paşa) yahudi asıllıdır. Yalçın Paşa aynı zamanda masondur.

    Ülkemizde Atatürkçülük açık ara bir numaralı istismar konusudur. 1930'ların dünyasında Atatürk'ün cumhuriyet yönetimini oturtmak ve reelpolitik gereği yaptığı bazı köşeli uygulamalar gerçek ilkeleriyle sanatlı bir biçimde karıştırılıp retorikle süslenerek 'doğru budur' diye sunuluyor. Her kurumun içinden cemaatimiz mensubu birileri dezislamizasyonu rasyonalize etme, çıkar sağlama ve temayüz etme adına onu daha çok sahiplenir görünüp istismar ederken bazı saf müslüman Türkler de onlardan geri kalırlarsa suçluluk hissedeceklerinden peşimize düşüyorlar.

    Ordu, Sabetayist cemaatin dışişleri kadar olmasa da oldukça güçlü olduğu bir kurumdur, çesitli dönemlerde genelkurmay başkanına kadar her düzeyde paşalarımız oldu. Halen de Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman cemaatimiz mensubu. Her seviyede bir çok general ve kurmay subaylarimiz bulunuyor. Terfilerde ve atamalarda cemaat mensupları gözetilir, harp okulları ve sınıf okullarına mutlaka yeterli sayıda öğretmen gönderilmesine dikkat gösterilir. ASAL'da her zaman birileri bulundurulur; eğer aynı yüksek gelir düzeyine sahip aileler arasında bir araştırma yapılsa sabetaycı olanların müslüman Türklere göre çok daha rahat yerlerde askerlik yaptıkları görülecektir.



    Bir diğer nokta askerî alımlardır: ordunun alım yaptığı ekipman ve silah tüccarları/aracıların önemli bir bölümü sabetaycı ya da sabetaycı bağlaşığıdır.

    Ordu içindeki sabetaycı yapılanmanın gücüne örnek olarak Oyak Şirketi olan Renault MAİS'in son üç genel müdürü Ateş Ünal Erzen, Onur Baytok ve İbrahim Aybar'ın ve Aselsan'ın genel müdürü Necip Kemal Berkman'ın sabetaycı olduğu örneğini verebilirim. Oyak grubu sabetaycıların yoğunlukta olduğu ve terfilerin çoğunlukla cemaat içinden gerçekleştiği bir gruptur.

    SİYASET:
    Tansu Çiller ve eşi Özer Uçuran, Rahşan Ecevit (her iktidar döneminde ve özellikle 1974'te cemaatin devlet içinde gizlenmesini sağlamış çok önemli bir isimdir), Erdal Inönü'nün eşi Sevinç Inönü (Sohtorik'lerden), DTP'nin başına geçirilen Mehmet Ali Bayar, Ismail Cem (dedelerinden biri hahamdır), Kemal Derviş, Sükrü Sina Gürel, Bülent Tanla, Sefa Sirmen, Hüsamettin Özkan'ın dünürü Erdoğan Alkın, Cem Uzan'ın eşi Alara Koçibey, Altan Öymen, eskilerden Haluk Bayülgen, Barlas Kuntay, Hayrettin Erkmen, Ahmet Isvan yahudi asıllıdır. Ayrıca komünizmin Türkiye'deki ilk öncüsü Mustafa Suphi, 80 öncesi komünist liderlerden Mehmet Ali Aybar ve Behice Boran, günümüzden Ercan Karakaş da sabetaycıdır. Osmanlı imparatorluğunun çöküşüne sebep olmuş İttihat ve Terakki'nin önde gelenleri ve birer mason olan Cavit bey ve Dr. Nazım sabetaycıdır. (Talat ve Cemal paşalar da masondur, masonluk Osmanlı devletinde Mustafa Reşit Paşa'dan sonra üst mevkileri sarmıştır)

    DIŞİŞLERİ:
    Dışişleri cemaatin iş dünyasıyla birlikte en güçlü olduğu alandır. Dışişleri bakanlarımızın ve diplomatlarımızın önemli bir kısmı yahudi asıllıdır. İsmail Cem, Şükrü Sina Gürel, İlter Türkmen, Emre Gönensay, Coşkun Kırca, Onur Öymen, Kaya Toperi, Zeki Kuneralp, Özden Sanberk, Yalım Eralp, Filiz Dinçmen yahudi asıllıdır. Bu diplomatlar emekliliklerinden sonra medya tarafından uzman ve kanaat önderi olarak sunulmaktadır.


    DİĞER BÜROKRASİ:
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Merkez Bankası eski başkanı Gazi Erçel, şimdiki Hazine Müsteşarı Faik Öztrak, Cumhurbaşskanlığı sekreteri Tacan İldem yahudi asıllı bürokratlardır. MİT müsteşarı olmanın şartı sabetaycı ya da mason olmaktır. Kendisi de mason olan Şenkal Atasagun'un (babası bir generaldi) selefleri olan Ziya Selışık, Fuat Doğu ve Sönmez Köksal, vs. masondurlar. Hiram Abas da masondu. 12 Eylül yönetimi tarafından kendisine MDP'nin kurdurulduğu orgeneral Turgut Sunalp 80 öncesinin kontrgerila örgütü Ergenekon'un başıdır ve aileden masondur.

    SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ:

    ÇYDD ve ÇEV tamamen sabetaycı insiyatifle kurulmuş sivil toplum örgütleridir. ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Atatürk'ün bir araç olarak kullanılması amacıyla cemaat tarafından kurulmuştur. Üç onur kurucusundan biri Kapancılar kolundan Münci Kapani'dir ki diğer iki onur kurucusundan da en az birinin cemaatten olduğunu sanıyorum, ayrıca derneğin 1. numaralı kurucusu kayıtlarda Hıfzı Veldet Velidedeoğlu olarak geçer ki kendisi sabetaycıdır.

    Gazeteciler Cemiyetinin son iki başkanı Nezih Demirkent ve Nail Güreli yahudi asıllıdır. TÜSİAD da yarı yahudi-insiyatifli bir kurumdur. YASED başkanı Faruk Yöneyman da sabetaycıdır. Cemaatin en güçlü ve kamuoyunu yönlendirmede en çok umut bağlanan sivil toplum örgütü TESEV'dir ki 16 yönetim kurulu üyesinden benim tanıdığım şu isimler yahudi asıllıdır:

    Özden Sanberk, Yılmaz Argüden, Can Paker, Üstün Ergüder, İlter Turan, İlter Türkmen, v.d.

    BASIN:

    Cumhuriyetin kuruluşundan beri Türkiye'de basın sabetaycı güdümlü olmuştur. Ahmet Emin Yalman, Sedat Simavi, Haldun Simavi, Abdi Ipekçi, Zekeriya Sertel yahudi asıllıdır. Sabah ve ATV'nin sahibi Dinç Bilgin yahudi asıllıdır. Bu grubun hemen bütün önemli isimleri yahudi asıllıdır; Güngör Mengi, Ruhat Mengi, merhum Gülçin Telci, Murat Birsel, Okay Gönensin, Levent Tözemen, İlker Sarier, Sedat Sertoğlu, Ercan Arıklı vs. NTV'nin sahibi Ferit Şahenk (Doğuş grubu) yahudi asıllıdır (NTV bugün cemaatin Can Paker ve TESEV güdümlü programlarla kamuoyunu yönlendirdiği en önemli TV'dir). Dünya gazetesinin kurucusu Nezih Demirkent ve genel yayın yönetmeni Osman Arolat sabetaycıdır. Milliyet, Hürriyet, Radikal, Posta, Kanal D ve CNN-Türk'ün sahibi Doğan grubu ve Akşam, Show TV ve Cumhuriyet'in % 40 hisse sahibi Çukurova grupları da İş Dünyası bölümünde anlattığım gibi cemaat bağlaşığıdır. Vatan gazetesi de...

    Hep basındaki sabetaycı yazarlardan bahsedilir ama Zeynep Göğüş ve Mehmet Altan gibi eşleri sabetaycı olan yazarlar unutuluyor. Gazeteler ve televizyonlarda toplumu yönlendirmek için kanaat önderi olarak sunulan kimseler arasında sabetaycılar ağırlıktadır ve iş dünyasının genelinde olduğu gibi sabetaycı birilerini çalıştırmak bir medya kurumunun başarısı için olmazsa olmaz bir parametredir.

    İŞ DÜNYASI:

    Koç Grubu ve Çukurova Grubunun üzerinde hem büyüklükleri hem de yapılarının ilginçliği sebebiyle özellikle duracağım.

    Akkök grubunun sahibi Dinçkök'ler, Şahenk'ler (Doğuş grubunun sahibi olan bu ailenin Ayhan Şahenk Vakfı'nın logosu Davud yıldızının stilize edilmiş halidir), Eczacıbaşı'lar, Koçman'lar, Cem Boyner, Tekfen'in sahiplerinden Feyyaz Berker, Feyyaz Toker, Bezmen'ler, Edin'ler, Özgürkey'ler, Atabek'ler, Dedeman'lar, Merzeci'ler, Kurttepeli'ler, Şahap Kocatopçu, Ömer Çavuşoğlu, Ahmet Kozanoğlu, Ali ?stay, Arman Kırımlı, Alp Yalman, Faruk Süren, Nur Akgerman, Mehmet Üstünkaya, YKM'nin sahibi Tan ailesi, Ibrahim Betil, Akin Öngör, Kahraman Sadıkoğlu, Henkel'in yönetim kurulu başkanı Can Paker, Siemens'in yönetim kurulu başkanı Zafer İncecik, STFA'nın kurucularinin manevi oğlu Eser Tümen (CNN-Türk'te çalışan kızı Esra Tümen Raif Dinçkök'le evlenmek üzere) ve torunları ve daha niceleri...

    Gazetelerde çıkan ve Hazine ya da BDDK tarafından doğrulanan Isviçre bankalarında Türklere ait 65 milyar dolar olduğu haberini size biraz açayım:

    İşin içinde olduğum için biliyorum ki bu paraların büyük kısmı cemaatimiz mensuplarınındır. Bu topraklarda yapılan ticaretle ele geçen paranın çeşitli yollarla bu toprağın dışına kaçırmanın gidişi de güven ya da ekonomik istikrarsızlığa tepkiden öte, 'Türkiye'li değil Türkiye'de yaşayan bir sabetayist' hissetmekten ileri geliyor. Ekonomi istediği kadar iyiye gitsin, o servet buraya gelmez.

    KOÇ Grubu:

    Vehbi Koç müslüman Türk'tür. Peki acaba şirketlerinin üst düzey yöneticilerinin çoğunluk yahudi asıllı olmasının (örneğin şimdiki Koç Holding'in CEO'su Bülent Özaydınlı - Orgeral İrfan Özaydınlı'nın oğludur-, Mehmet Ali Berkman, Tuğrul Kutadgobilik, Arçelik'in genel müdürü Nedim Esgin, Hasan Bengü , Mehmet Ali Neyzi, Mehmet Barmanbek yahudi asıllıdır, Tofaş'ın eski CEO'su Jan Nahum ise İshak Alaton gibi 'resmen' yahudidir. Sabetaycı Orhan Pamuk'un babası Gündüz Pamuk da Koç'ta çalışmış ve Aygaz'ın genel müdürlüğünü yapmıştır) tek sebebi yukarıda anlattığım bağlaşık mantığı mıdır?

    Şimdi Koç ailesinin yapısına bakalım. Bu örneği sabetaycı ailelerin akrabalık ilişkilerine güzel bir örnek olmasından dolayı biraz geniş tutacağım. Bir başka güzel örnek için İsmail Cem'in ilişkilerini anlatan kitabı okuyabilirsiniz.

    Vehbi Koç'un eşi Sadberk hanım, Vehbi bey'in teyzesinin kızıdır. Sadberk hanım'ın baba tarafından kuzeni Hürriyet'i kuran Sedat Simavi'dir. Sedat Simavi, Hürriyet'i kurarken bütün sermayeyi Koç'un ortağı Eli Burla sağlamıştır (Aydın Doğan'ın Milliyet'i Ercüment Karacan'dan almasına aracılık eden de yine Koç olmuştur). Sadberk hanım, Sadullah-Nadire Aktar çiftinin ikinci çocuğudur. Birinci çocukları Adile Hanım, Akfil'in kurucusu İhsan Mermerci'yle evlenmiştir. Oğul Rahmi Koç Çigdem Meserretçioğlu'yla evlenmiş, bu evlilikten Mustafa, Ömer ve Ali Koç doğmuştur. Çigdem Meserretçioğlu yine İzmir'in eski çok zengin ailelerinden sanayici ve armatör Avni Meserretçioğlu ile eşi Suat hanım'ın kızıdır. Çigdem hanım, Rahmi Koç'tan sonra Erol Simavi'nin oğlu Günaydın'ın sahibi Haldun Simavi'yle evlendi. Mustafa Koç, İzmir'in ünlü zenginlerinden İzmir Yün Mensucat'ın sahibi olan Giraud'ların kizi Caroline ile evlendi... Bu böyle gider.

    Dolayısıyla Koç ailesinin bugünkü üçüncü neslinde hem anne hem baba tarafından yahudi kanı vardır. Bir yanlış anlamaya sebep olmamak için Rahmi beyin cuma namazlarına giden bir müslüman olduğunu söylemeliyim; bunun takiyye olmadığını düşünüyorum. Oğulları da yahudi inancında olmayabilirler ancak kanbağından ve aile geleneğinden dolayı sabetaycı etkisi ve bağlaşıklığı hayatlarında her zaman önemli bir parametredir. Koç tarafından büyütülen Aydın Doğan da bu bağlaşık mantığını uygulayarak büyümüştür, en önemli tepe yöneticisi İmre Barmanbek de sabetaycıdır.

    ÇUKUROVA Grubu:

    Karamehmet ailesi müslüman Türk'tür. Ancak eğer benim bildiğim Eliyeşil'lerle aynı aile ise eşinin gelmekte olduğu aile yahudi asıllıdır. Ağabey Samsa Karamehmet'in kızı Show TV'nin genel müdürü Zeynep Karamehmet de bir sabetaycı olan Fırat Gönenç'le evlidir. Çukurova Holding'in yönetim kurulunun aile dışındaki üyeleri üç kişi haricinde sürekli değişir: Osman Berkmen, Sezer Birgili ve Sadi Göcüm. Bu üç kişi de sabetaycıdır.. Grubun çok sayıdaki sabetaycı profesyonelleri arasında Nejat Yalım, Bülent Ergin ve Melih Araz'ı da saymalıyım. Çukurova'nın Turkcell'deki ortakları Murat Vargı ve Kavala ailesi de sabetaycıdır. Turkcell'in eski genel müdürü Cüneyt Türktan, finans müdürü Tokay'lardan Ekrem Tokay ve Digiturk genel müdürü Ertan Özerdem de sabetaycıdır. Çukurova'nın borçlarına karşılık İsviçre'deki paraları borcunu ödemeye yeter de artar bile!..

    Karamehmet son 15 yıldır devletle işlerini Güneş Taner aracılığıyla yürütürdü. Turkcell'in değerinin bu kadar artmasına sebep olan GSM ihalesinin iki yıl geciktirilmesinin altında Taner'in imzası vardır. Bilin bakalım Güneş Taner'in kimliği nedir? Bildiniz; sabetaycıdır.

    CEMİYET HAYATI:

    İstanbul sosyetesinin motoru ve trend belirleyicisi sabetaycı zenginlerdir: trendy yerler (Ayşe Kapancı ve Ayla Sevand'ın açtığı yerlerin her zaman tutulması), alışveriş mekanları (Akmerkez'in bu kadar popüler olması), antikacılık (Rafi Portakal ve Tuncay Artam'ın elindedir), emlak geliştirme (Alkent, Edin'lerin Kemer Country'si) vs..

    Cemaat, tutmasını istediği işletme için mutlaka gerekli sirkülasyonu sağlar ve çekim merkezi yapar. Cem Boyner'in banka sahibi olmamasına rağmen Advantage Card'ı tutundurmayı başarmasının sebebi budur. (Ilgaz Zorlu cemaatin iyice asimile olduğundan şikayet etmede haksızdır; en azından benim bildiğim son 20 yıl içinde elitist ve zengin zümrede cemaat dayanışması gücünden hiç bir şey yitirmedi. Fakat halka karışan orta düzey cemaat için dediklerini bir parça kabul edebilirim.)

    Sabetaycıların tamamı 1924 mübadili değildir; Eczacıbaşı ailesi gibi... Selanik gibi Milas, Tarsus ve İzmir de önemli sabetaycı merkezlerdir. Cemaatin eskiden Nişantaşı-Teşvikiye-Şişli üçgeninde yoğunlaşan yerleşimi son yıllarda Etiler'e ve özellikle Alkent ve çevresine kaymıştır. Bülbülderesi sabetaycıların gömüldüğü tek mezarlık değildir. Feriköy ve Karacaahmet (özellikle 8. ada) de sabetaycıların gömüldüğü yerlerdir.

    Sanıyorum derin devlet ya da derin irade denen şeyin ne olduğunu, bazı kimselerin laiklik anlayışının neden rasyonelin ötesine geçtiğini, başörtüsü sorununun gerçek nedenini, Çevik Bir'in 28 Subat çıkışını ve sonrasında neden Sabah gazetesince cumhurbaşkanı adayı olarak lanse edildiğini, genelkurmaydaki Hasan Tahsin Harekat Odasına neden bu adın konduğunu (Hasan Tahsin -Osman Nevres- bir sabetaycıydı ve düşmana ilk kurşunu onun attığı sabetaycı basın tarafından uydurulmuştur ancak bunun gerçekdışılığı sonradan kanıtlanmıştır), eski Dışişleri bakanı Coşkun Kırca'nın açık islam karşıtlığı ve din eğitimi hakkındaki çirkin söylemininin altında yatanları, Can Paker'in neden protestan bir islam talep ettiğini, Mina Urgan'ın kitabında neden Necip Fazıl ve Yahya Kemal'den aşağılamayla sözettiğini, özünde bir sabetaycı hareket olan Yeni Türkiye Partisi'nin kuruluş aşamasında Asaf Savaş Akad ve Bülent Eczacıbaşı'nın neden rol aldığını şimdi anlamışsınızdır.

    Müslüman Türk halka buradan bir çağrım olacak. Bu şebekemsi yapı içinde sizin hiç kimsenin elinizden alamayacağı iki özgürlüğünüz bulunuyor; kime oy vereceğiniz ve paranızı nereye harcayacağınız; bunları doğru kullanırsanız ülkenizde bir şeyleri değiştirebilirsiniz. Kurtuluş savaşı sürerken İstanbul'daki müslüman halk alışkanlıkla Türk bakkallardan değil Rum bakkallardan alışveriş ederdi; cebinden çıkan paranın Yunan ordusuna bir biçimde yardım olarak silah almakta verileceğini düşünmeden. Bir yandan şikayet edip bir yandan da bu düzeni yöneten muhteris sabetayistlere itibar ederek ve ürünlerini kullanarak destek olamazsınız. "Hepinizi Sabetaycı Yapılanmaya karşı durmaya, yakın çevrenizi sabetaycılık hakkında bilgilendirmeye ve 'Tercihli Alışveriş?' yapmaya çağırıyorum. Bu çağrı antisemitik değil, antisiyonisttir ve vatandaşlık sorumluluğudur.
    “Bir kimse sonsuza dek, herkes ise bir süre kandırılabilir; fakat herkes sonsuza dek kandırılamaz.”

    Abraham Lincoln

  7. #17
    fatken - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20-03-12
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    6.720
    Bir ihanetin anatomisi; Kıbrıs Barış Harekatı'nda Kendi Gemilerimizi Neden Vurduk?






    Ve, bu facianın en büyük sorumlularından olan Güven Erkaya kripto yahudisi, önündeki süreçte hiç bir rütbe düşürmesi veya atama engellemesi ile karşılaşmadan, çok yüksek bir hızla Deniz Kuvvetleri komutanlığına kadar yükselmişti... 28 şubat örtülü darbesinin kilit isimlerinden biri olmuş ve öldüğünde İsrail gazeteleri "o bir aheremod kedoşim " diye başlık atıp vefalarını göstermişlerdi...

    Yahudi inancında "Aheremod kedoşim" denilen kavram "İsrail sınırları dışında gizlice israil ve yahudi menfaatleri için mücadele veren kahraman" anlamına geliyor...

    Böyle bir hain kripto tipe ülkemizdeki yazarlardan Abdurrahman Dilipak "Hakkımı helal etmiyorum" diye bir yazı yazdığı için mahkemece suçlu bulunmuş ve evine haciz getirilmişti...

    Türkiye'de hangi sorunu çözmek isterseniz, o sorunu çıkartmış ve çözülmesine engel olmak için cansiparane uğraş veren bir klik ile karşılaşırsınız ki bunlar kendilerine sabetayist/sabetaycı denilen ekoldür...

    ONLARI DEŞİFRE EDİP, ADİL TÜRK HUKUKU İLE YARGILAYIP, HAK ETTİKLERİ EN AĞIR CEZALARI VERMEZSENİZ EĞER, TÜRKİYE'NİN TAM BAĞIMSIZLIĞI VE FERAHI İÇİN VERİLEN MÜCADELELER, KARANLIĞA KURŞUN SIKMAK ANLAMINDA FAYDASIZ BİR HAREKET OLARAK KALMAYA MAHKUMDUR...

    Çünkü onların girmedikleri kılık, sızmadıkları yapılanma, siyasi parti, cemaat, tarikat, kamu kurum ve kuruluşu ve özel sektör yok.... Hepsi Türk ve Müslüman ismi taşıyorlar... İç düşman/hainler temizlenmeden ordu sefere çıkamaz, çıkarsa da böyle olur.. Kendi gemisini, askerini vurur... İki günde bitirilebilecek PKK isimli çapulcu sürünü otuz sene başına dert eder... Paşalar PKK'ya askerlerin koordinatlarını verir, istihbari bilgi verir, Heronlar, Neronlaşmış Türk kılıklı Yahudi paşalarına Mehmetçiğin nasıl kırıldığını naklen seyretme keyfi vermek için ve yine İsrail'de alınır...

    UYUMA TÜRK EVLADI, UYUMA UYAN!
    OTUZ KUPONA ALINMADI BU VATAN!
    ____

    Kimdir bu Güven Erkaya?

    ‘BÇG(Batı Çalışma Gurubu isimli TSK içinde yasadışı olarak oluşturulan ve sadece Müslüman memleketindeki müslümanları fişleyen gurup)'nin mimarı Güven Erkaya, “1974'de gerçekleştirilen Kıbrıs Harekatı'nda Kocatepe Muhribi'ni tartışmalı bir şekilde batıran amiral olarak adını duyurdu. Güven Erkaya, 28 Şubat sürecinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nı yürütmekteydi. Refahyol hükümeti döneminde Başbakan Necmettin Erbakan'ın Başbakanlık'ta düzenlediği bir yemekte içki bulunmaması üzerine tartışma çıkaran ve dışarıdan içki aldırtan Güven Erkaya'nın çok içki içmesine bağlı olarak yakalandığı bağırsak kanserinden öldüğü açıklandı.''

    28 Şubat sürecinde imam hatip liseleri, başörtüsü ve kuran kurslarına karşı büyük savaş açan Güven Erkaya, öltmünün ardından imamın önüne getirilerek cenazesi yıkandı ve toprağa verildi. Erkaya, Gemisini batıran kaptan olarak Türk tarihine geçti.


    Kocatepe Muhribi nasıl batırıldı?

    Türk jetleri üç Türk gemisini havadan tespit etti. Türk Deniz Kuvvetleri'ne bölgede Türk gemisi olup olmadığı soruldu. Ankara'dan gelen cevap hayırdı. Bunun üzerine Türk jetleri Yunan gemileri yerine Türk gemilerine bombardımana tuttu. Deniz Kurmay Yarbay Güven Erkaya'nın kaptan olduğu Kocatepe Muhribi Türk uçaklarının hava saldırıları sonucu isabet alarak 54 askerimizin şehit olmasına sebep olmuştu. Erkaya ise botlarla Kocatepe ve şehit olan askerleri terkederek olay yerinden kaçmıştı. Erkaya'nın imdadına İsrail gemisi yetişmişti.''

    Tedavi gördüğü Kasımpaşa Deniz Hastanesi'nde 24 Haziran 2000 tarihinde ölen Emekli Oramiral Güven Erkaya dönemindeki BÇG dayatmaları, birçok insanın işini, eşini ve istikbalini kaybetmesine sebep oldu. Kuran kursları kapandı. İmam hatipler ağır darbe yedi. Başörtülü öğrencilerin gözyaşları dinmedi.

    ERKAYA’NIN OĞLU ARGUN MASON ÇIKTI

    Sabetaycılar ve diğer Türk gözüken kripto yahudiler hep -er, -ar, -men, -man eklerini isim ve soyisimlerinde birbirlerini tanımak maksatlı şifre olarak kullanırlar]

    28 Şubat sürecinde dindar insanlara yaptığı baskılarla bilinen Batı Çalışma Grubu’nun kurucusu Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Oramiral Güven Erkaya’nın oğlu Argun Erkaya’nın, Büyük Mason Mahfili’nin İstanbul üyelerinden birisi olduğu ortaya çıktı.
    Güven Erkaya’nın varislerinden oğlu Argun Erkaya’nın ilginç bir bağlantısı tespit edildi. Galatasaray Lisesi mezunu olan Argun Erkaya’nın Büyük Mason Mahfili’nin İstanbul kayıtlarında ismi yer alıyor.

    Argun Erkaya’nın isminin yanında baba adı olarak “Güven” ismine yer verilmesi dikkat çekiyor. Galatasaray Lisesi camiası ile iyi ilişkileri bilinen Argun Erkaya, Galatasaray Spor Kulübü’nün yurtdışı gezilerini organize eden Pacha Tour’un da genel müdür yardımcılığını yapmıştı.

    Argun Erkaya şimdilerde ise Levent’teki Galatasaray Sosyal Tesisleri içindeki 1481 isimli restaurantı işletiyor. Büyük Mason Mahfili’nin listesinde Argun Erkaya’dan önce gelen isimler ise dikkat çekiyor. Buna göre Argun Erkaya’dan önce listede şu isimler yer alıyor; Onnik oğlu Hüsüman Ardaşeş, Levon oğlu Orakyan Aret, Hasan oğlu Argun Karagöz, Şevket oğlu Argun Yelutaş ve Serkis oğlu Ari Gürman.



    (Aktif Haber, 2009)
    Konu fatken tarafından (12-26-12 Saat 12:19 AM ) değiştirilmiştir.
    “Bir kimse sonsuza dek, herkes ise bir süre kandırılabilir; fakat herkes sonsuza dek kandırılamaz.”

    Abraham Lincoln

  8. #18
    fatken - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20-03-12
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    6.720
    'Eşim meğer Sabetayistmiş...'




    "Şarkı Söylemek Lazım" yarışmasıyla yeniden gündeme gelen Özdemir Erdoğan eşinin Sabetayist olduğunu 30 yıl sonra öğrenmiş.


    Erdoğan o anı şöyle anlatıyor:


    'Eşim meğer Sabetayistmiş...'

    Türk müziğinin önde gelen isimlerinden Özdemir Erdoğan verdiği bir röportajda ilginç açıklamalarda bulundu. Özdemir Erdoğan Mason locasından neden ayrıldığını anlattı. Bir de evliliğinin otuzuncu yılında eşinin Sabetayist olduğunu öğrendiğinde neler hissettiğini...

    Kanseri atlattıktan sonra ‘Şarkı Söylemek Lazım’ yarışmasıyla tekrar gündeme gelen Özdemir Erdoğan, Masonluktan istifa ettikten sonra izole edildiğini söyledi.

    Özdemir Erdoğan, kanseri atlattıktan sonra ‘Şarkı Söylemek Lazım’ yarışmasıyla tekrar gündeme geldi. Ama gerçekte çok yalnız. Masonluktan istifa ettikten sonra bilinçli olarak bir köşeye itildiğini ve izole edildiğini söyleyen Erdoğan, “İstifa ettikten sonra yaşadıklarımı bir ben bilirim, bir de Allah.” diyor.

    Türk sanat müziğinin usta yorumcusu Özdemir Erdoğan, bugüne kadar hem şarkıları hem de özel yaşamı ile gündemde oldu. ‘İkinci Bahar’ ve ‘Aşkımız Şarkılarda Yaşasın’, ‘Türk Sanat Müziği’ ve Türk halk müziği’ gibi unutulmaz albümlere imza attı. Zeki Müren’le aralarında geçen polemiklerle anıldı. Mason locasına üye olduğunun ortaya çıkması da ‘masonluktan istifa etmesi’ de geniş yankı buldu. Açık sözlülüğü, cesur çıkışları ile tanınan usta sanatçı, kanser olduğunu öğrendiğinde doktorlara tek bir soru sorar: ‘Bundan sonraki hayatımda şarkı söyleyebilecek miyim?’ Uzun süre ortalıkta görünmeyen Erdoğan, ‘Şarkı Söylemek Lazım’ adlı yarışma programının jüri üyesi olarak karşımıza çıktı. Erdoğan, masonluktan istifa ettikten sonra uzun süre yalnız kalmış, çevresindeki insanlar selamı sabahı kesmiş. O da bütün vaktini müzik çalışmalarına ayırmış.

    Aylar önce ‘Özdemir Erdoğan, üç albüm ve bir de kitapla geliyor’ tarzında haberler yansıdı basına. Ama hâlâ ortada bir şeyler yok...

    Aslında albüm ve kitap çalışmalarım kansere yakalanmadan önce başlamıştı. Hastalığı yenip gerekli tedavi sürecini atlattıktan sonra kendimi toparlamam bir hayli zaman aldı. Çünkü sesimi tamamen kaybetme ihtimalim vardı. Önceki röportajlarımda albümlerin çok kısa bir süre içerisinde piyasaya çıkacağını söylemiştim ama son rötuşları yapmak bir türlü kısmet olmadı. Sonbaharla birlikte dinleyicilerimin karşısına çıkmayı düşünüyorum. Kitap yazmak ise gerçekten çok zor ve zaman alıcı. Hastalık süresince yaşadığım bazı olayları okuyucularımla paylaşacağım ilerleyen günlerde.

    Kanser olduğunuzu öğrenince neler hissettiniz?

    Hastaneye gittiğimde doktorlar, geç kalındığını ve bademciğimdeki tümörün boynuma sıçradığını söyledi. Ben hemen ‘Bir daha şarkı söyleyebilecek miyim?’ diye sorunca doktorlar çok şaşırdı. Çünkü onlar benim sesimi değil, hayatımı kurtarmaya çalışıyorlardı. Böyle bir tepkiyi samimi sanatçılar verebilir. ‘Ses’ bizim için çok ama çok önemli. Sevenlerinizin karşısına çıkıyorsunuz ama şarkı söyleyecek naif bir sesiniz yok... Bunu düşünmek bile çok büyük bir karamsarlığa itiyor insan. Ama bu süreç içerisinde Sezen Aksu, Levent Kırca, Nazan Öncel ve Kurtuluş bana sürekli moral verdiler.

    ‘Şarkı Söylemek Lazım’daki polemikleriniz çok konuşuluyor. Uzun bir sessizlikten sonra tekrar gündeme gelmek için mi jüri üyesi oldunuz?

    Ben bu tür yarışma programlarını başından beri takip ediyorum. Yarışmalar Türk müziğine belirli katkılar sağlamak için çıkmış olabilir ama bugün gelinen nokta gerçekten de çok üzücü. Çünkü televizyon kanallarının felsefesi: ‘Kaliteli müzik bahane reyting şahane...’ Yarışmalardaki zihniyet biraz Reha Muhtar tarzına benziyor. Yani ‘Acı var mı acı?’ yerine ‘Reyting var mı reyting?’ Benim gündeme gelmek gibi bir amacım hiç olmadı. Sanat hayatım ve eserlerim ortada. Jüri üyesi olmamın tek sebebi seviyesizliklerin önüne geçmekti. Tabii bunu ne kadar yapabildim bu tartışılır. Şarkı Söylemek Lazım yarışmasının yapımcısı Fatih Aksoy’a Türk müziği adına bazı ulvi değerlerin korunması tavsiyesinde bulundum. Aksoy bana, “Önemli olan izlenme oranlarımız...” dedi.

    Bu yarışmaların Türk müziğine bir getirisi oluyor mu?

    Ben inanmıyorum. Çünkü bu kadar kısa bir süre içerinde insanlar sanatçı olamaz. Olsalar da bu ağırlığı taşıyamaz. Örnek mi istiyorsunuz? Bir dönem çok popüler pop starlardan kaç tanesi var bugün? Hiçbiri... ‘Peki, siz niçin jüri üyeliği yapıyorsunuz o zaman?’ diye sorabilirsiniz. Ben 1970’li yıllarda da liseler arası müzik yarışmalarının vazgeçilmez jüri üyesiydim. ‘Bugün niçin jüri üyesisiniz?’ diye sorarsanız; anladım ki bu iş Bülent Ersoy ve Armağan Çağlayan gibilere bırakılmamalı. Çünkü bu insanlar yeni kuşağa hiçbir şey veremez. İşi hakkıyla yapmak isteyenler yok mu peki? Var ama burada da provokasyonlar devreye giriyor. İnci Çayırlı ve Erol Büyükburç gibi değerli isimler çileden çıkarıldı bu yarışmalarda...

    ‘Özdemir Erdoğan’ ismi bir dönem hep masonlukla birlikte anıldı. “Locadan ayrıldıktan sonra yaşadıklarımı bir ben bilirim bir de Allah bilir.” dediniz. Neler yaşadınız bu süreçte?

    Ben açık konuşmayı çok seviyorum. Gençlik yıllarımda ‘Sanatçının arkasında iyi bir lobi olmazsa albümleri ilgi görmez, el üstünde tutulmaz’ diye düşünürdüm. Ve bu yüzden mason localarıyla ilişkim oldu, dernek toplantılarına katıldım ve o insanlarla aynı ortamı paylaştım. Sanat felsefem geliştikçe de gerçek sanatçının hiçbir yere bir mensubiyetinin olamayacağına kanaat getirdim ve locayla yollarımı ayırdım. Çünkü ben gerçek sanatçıysam sadece masonik düşüncelere sahip olamam. Yollarım ayrılınca da lobi desteğim bir anda kesildi. Yani kendi kolumu kestim bir anlamda... İnsanlar bana ‘Özdemir, bizle yollarını ayırmışsın biz de ona göre hareket edeceğiz.’ dediler. Beni bir köşeye ittiler ve izole ettiler. Bunun üzerine bir de Samanyolu Televizyonu’nda programlara katılınca düşmanlıklar iyice arttı. Hatta çok önemli bir gelişme oldu o dönemde. Üst düzey bir TRT yöneticisi “Özdemir Erdoğan sen ne yaptın? Locadan ayrılmasaydın seni TRT Müzik Dairesi’nin başına getirecektik. Ama artık çok geç.” dedi.

    --------------------------------------------------------------------------------

    Eşimin Sabetayist olduğunu öğrenince büyük bir düş kırıklığına uğradım...

    Eşimin ailesinin Sabetayist olduğunu, evliliğimizin 30. yılında öğrendim. İlişkilerimiz hiçbir zaman eskisi gibi olmadı tabii. Bende çok büyük bir düş kırıklığı oluşturdu. Hayatımdaki en büyük üzüntülerden bir tanesini yaşadım. Bu durum benim çok ağrıma gitti. Çünkü evlilik içerisinde bir kültürel çatışma ortamı oluşturuyor. Bu durum benden niçin gizlendi çok merak ediyorum. Sabetayizmde bir önyargı var, bir ön hedef, gizli bir yapı var. Böyle bir şey aile içerisinde kabul edilemez. Özellikle mütedeyyin insanlara karşı bir önyargı var.


    Zaman
    “Bir kimse sonsuza dek, herkes ise bir süre kandırılabilir; fakat herkes sonsuza dek kandırılamaz.”

    Abraham Lincoln

  9. #19
    fatken - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20-03-12
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    6.720
    Maamin Tarkan ve Bağlar




    Yazıda adı geçenlerden birisini Mehmet Ali Erbil hostes olarak Çarkı Felek'e çıkarıyordu.

    Sabetaycılar kendilerine maamin diyorlar yani mümin.
    Tarkan’la ilgili bilgi ararken öğrendim ki, Tarkan’ın sevgilisi de Nevbahar Demirağ adında birisiymiş. Melike Demirağ'la baba bir anne ayrı kardeşler. Sabetaycılar sevgililerini de bir genel eğilim olarak Sabetaycılardan seçiyor.

    Melike’nin babası Turgut Demirağ -annesi ise şarkıcı Rüçhan Çamay. Nevbahar’ın annesi ise Afet Tuğbay’mış. Bu soyad da bize fena halde aşina. Nevbahar Demirağ "sanat hayatına" Milliyet’in sahibi Ercüment Karacan’ın oğlu Ömer Karacan’ın Numbar One FM’de programcılık ve sunuculuk yaparak başlamış. Demirağ ile Karacan’ın ne gibi ilişkisi olabilir ki ?


    İlişki şu : Ercüment Karacan’ın eşlerinden birisi olan Ahu Tuğbay, Afet Tuğbay’ın kızkardeşi. Bu Ahu Tuğbay’dan bahsetmiştik. Ahmet Kozanoğlu’nun eski eşi ve uyuşturucudan sürekli yakalanan Yasemin Kozanoğlu’nun da annesi. Yani Nevbahar ve Yasemin teyze çocukları. Yasemin’i Vakıfbank reklamlarıyla meşhur eden Sinan Çetin de, Melike Demirağ’ın 2. Eşi Orhan Çetin’in amcası. Kozanoğlu sülalesinin yakın bir akrabaları da Dinçkök Sülalesi.
    Ercüment Karacan’ın beşinci eşi Afet Tuğbay. Afet Tuğbay’ın Ahmet Kozanoğlu’dan olan kızı Yasemin Kozanoğlu.

    Bu Ahmet Kozanoğlu, Çavuşoğlu -Kozanoğlu şirketinde adı geçen kişi. Yani, kontrgerillacı Ömer Çavuşoğlu’nun, Nazlı Ilıcak’ın ağabeyidir, ortağı ve birlikte Hisarbank’ı soydukları kişi. Ahmet Kozanoğlu’nun babası eki BJK başkanlarından olan (On yıl başkanlık yapmış) Abdullah Ziya Kozanoğlu’dur. Baba Kozanoğlu aynı zamanda Türklerin tarihi kahramanlıklarını anlatan envayi çeşit ırkçı, uydurma kitapların da yazarı.

    Ercüment Karacan’ın üçüncü eşi Cemile Garan, Cemile Hanım’ın daha önceki evliliğinden doğan kızı Cemre, NATO’da da çalışan Cemre Hanım, M. A. Birand’ın karısı. Cemile Hanım’ın, Ercüment Bey’den iki çocuğu oluyor: Ömer ve Ali Karacan. Ömer Karacan meşhur birisi, Coca-Cola’nın sponsörlüğünü yaptığı Number One tv ve radyonun, Discovery Channel, Nickoledeon, Energy FM, Radyo Klas, Kardeniz FM, vs vs çeşitli dergilerin de sahibi, ayrıca ünlü parfümlerin de ithatatçısı. Ali Karacan da ünlü bir rallici. Cemile Hanım’ın Garan ailesiyle olan akrabalığını yazmıştık. Ali ve Ömer Karacan’ın kuzeni Mehmet Garan bugün Fuji Fimleri’nin Türkiye sahibi ve çok zengin.

    Namık Kemal’in dedesi Siyavuş Paşa. Siyavuş Paşa’nın bir diğer kolu da Mason Üstadı Azamı Can Arpaç, Şarkıcı Alpay Nazikioğlu, Şanar Yurdatapan, Ömür Yoğurtları sahipleri, Garan Sülalesi, 12 Mart’ın bakanı İsmail Hakkı Arar...

    X İlişkiler kitabından bir ölüm ilanını verirsek daha iyi anlaşılacaktır.

    "Merhum Prof. Dr. Hasan Tahsin Ayni ve merhume Nimet Hanımefendi’nin kızları, merhume Nevin Tektaş ve merhume Berin Öker’in kardeşleri, Merhum Besim Tektaş, Nimet Kerimzade, Yıldız Gölönü ve Mine Koyuncuoğlu’nun teyzeleri, merhum Gündüz Garan, Cemile Garan, İnci Sayman, Ömer Garan’ın yengeleri, Süheyla Altundağ’ın ablası, Saliha Söymez’in dünürü, Mutlu, Neyzi, Oralbi, ve Tarcan ailelerinin kuzini, E. Büyükelçi ve Elinor Garan’ın kayınvalidesi, Nur Söylemez ve Porf. Dr. Hasan Garan’ın sevgili anneleri, Belmin, Timur, Reşat ve Nesrin’in büyükanneleri ve merhum Prof. Dr. Reşat Garan’ın çok sevgili eşi Emine Nesrin Gayan’ı kaybettik".

    Şimdi yukarıdaki ölüm ilanından bir isim seçelim : Cemile Garan.



    1- Cemile Garan, M. Ali Birand’ın eşi Cemre Garan’ın annesidir.

    2- Cemile Garan, Milliyet’in kurucusu ve sahibi Ali Naci Karacan’ın, gazeteyi devrettği oğlu Ercüment’ın eski eşidir.


    Tarkan'ın Baldızları

    Şarkıcı Tarkan'ın 'sevgilisi' Bilge Öztürk'ün, kendisi gibi deli dolu iki kızkardeşi daha var. Tiplerinin uçukluğuna bakmayın, üçünün de alanı aynı: Hukuk!
    Tarkan sağda solda Bilge adlı bir kızla el ele görününce kameralar ve dedikodular hemen çalışmaya başladı: Kimdi bu Bilge? Tarkan ile nasıl tanışmıştı? Yoksa bu pozların amacı, Tarkan'ın 'gey' olduğuna ilişkin iddiaların önüne set çekmek miydi?

    Vizyon dergisinden Melis Danişmend, Bilge Öztürk (23) ile tanıştığında bir "kız kardeşler takımı" ile karşılaştı. Bilgenin, onun gibi deli dolu iki kardeşi daha vardı: Belda (22) ve Berna (18)... Üçü de Işık Lisesi'ni bitirmişti. Belda da, Bilge gibi, avukattı. Berna ise bu yıl hukuku kazanmıştı. Teoman'ın '17' adlı parçasını, şu sıralar Sabancı'nın eski damadı Eren Tapan ile birlikte olan Berna için yazdığı söyleniyordu .



    MİLLİYET VE KARACANLAR

    Karacan Yayınları adıyla yıllarca yayın yapıp toplumu yönlendirmeyi başaranlar arasında yer almış bir Medya Patronunun hazin öyküsü..

    BİR MEDYA BARONUNUN ÇOK ÖZEL FOTOĞRAFLARI




    İsrailli bir yayınevi ile Milliyet’in logosu tesadüfen birbirine benziyor.


    Selanikli “Sabetaycı” bir ailenin mensubu olan Ercüment Karacan, sağlığında Basın İmparatorları arasında yer almayı başarmıştı. İkinci evliliğini sinema ve ses sanatçımız Ajda Pekkan’ın kızkardeşi Semiramis Hanımefendi ile yapan Ercüment Karacan’ın bu evliliği tam 18 yıl sürmüştü. Bu evlilikte dünyaya gelen bebek ne yazık ki, çok yaşamamış ölmüştü. Bu ölümün ardından da evlilik çöküvermişti..

    Ercüment Karacan’ın ilk evliliğinden dünyaya gelen iki oğlu Ali ve Ömer Karacan babalarının vefatının ardından Medya dünyasında patron olarak göründüler.

    Baba Ercüment Karacan’ın sağlığında Ömer Karacan kendisinde görülen bazı emarelerden ötürü ses sanatçısı Hümeyra’nın annesi Malike Akbay ile birlikte Paris’e gönderilmişti. Aşk ve sanat kenti Paris’te 1,5 yıl kalan Ömer Karacan’ın İstanbul’a dönüşünde baba Karacan, bir organizasyon gerçekleştirdi ve baldızı Süper Star Ajda Pekkan ile oğlu Ömer’i buluğ çağının ilk macerasını yaşaması için, Polenezköy’de bir evde on gün süreyle halvet olmaya gönderdi. Bu on günlük maceranın ardından aile “Oğlumuz erkek oldu” çığlıkları attı. Peki ama, gerçek böyle miydi?.. Yoksa gerçek çevreden gizlenmeye mi çalışılıyordu?

    Baba Karacan ile oğul Ömer Karacan, artık “bacanak” olmuşlardı ama, sonuç babanın yüreğine su serpmemişti.. Ömer Karacan, aile ve dost çevrelerinde ‘buruk’ bir acı olarak baba Karacan’ın yüreğini gizli gizli hep kanattı.
    Dünyanın ‘tadı’ olduğu gibi, ‘tuzu’ da vardı ve baba Ercüment Karacan’ı tuzu da bekliyordu. Bugün rahmetli baba Ercüment Karacan yok.. Ömer Karacan’ın birkaç dergisi, radyosu ve televizyon istasyonu var

    Harran’dan Ajda geçti

    OLIMPIA'DAN DA MÜHİM

    Fransa Olimpia'da ne kadar Türk iseniz, Şanlıurfa'da o kadar Fransız kalacağınızı düşündüm...
    - Orada mecburen Türk'tüm. Burada tamamen bu vatanın bir parçası olarak varım. Beni orada kabul etmek istemediler bile. Zoraki Türklük oldu. Burada kendi toprağımdayım, evimdeyim, ailemin içindeyim. Ailemin bir kısmı da Şanlıurfalı zaten. Bu kadar basit! Dedem Romanyalı, anneannem Rumelili. Halamın kocası Selanikli. Teyzemin kocası buralardan. Kardeşimin kocası Hintli. Yadırgamıyorum. Ben alışığım. Buraya daha yakın hissediyorum. Burası benim için her yerde konser vermekten daha mühim. Olimpia'dan da daha mühim bir yer oldu burası. Çünkü halkımla ilk defa iç içe olabileceğim bir yer. Hem medeniyet olan hem de medeniyetten zaman zaman kopuk olan bir yerde bizlerin bu ilke imza atmasıyla sanatsal olaylarla bu insanlarla özdeşleşeceğini bilmek, çok yüreklendirici, çok keyifli bir olay. Hele Cumhuriyet'in 75. yıldönümünde. Buraların daha karizmatik olması daha dikkat çekmesi için ne yapılacaksa ben hazırım.

    1 Kasım 1998, Pazar Hürriyet

    Hamdibeycilerden Huysuz Virjin




    İlk-orta-liseyi (Bebek-Arnavutköy arasındaki) Boğaziçi Lisesi'nde okudum. Lisede okurken babam Heybeli Ada'daki Deniz Koleji'ne girmemi istedi. Dört yıl devam ettim. Harbiye'ye geçmeden son sınıfta bana çok sıkı gelen disiplinine dayanamadığımdan ayrıldım. Aşırı disipline ayak uyduramıyordum. Her akşam ceza taliminin müdavimi olmuştum. Haydarpaşa Lisesi'ne yazıldım. Burayı bitirip İngiliz Filolojisi'ne kayıt oldum. Burası da Deniz Koleji'nin aksine çok serbestti. Bu da bana itici geldi. 2. sınıfından terk ettim. Bu da benim karakterimi net olarak ortaya koyuyor. Katı disiplini ve aşırı serbestliği kabullenemiyorum.
    Genel olarak çocukluğum ve gençliğim Beylerbeyi'nde geçti. Askerliğim yedek subay olarak tamamladım.
    Beylerbeyi Kültür Cemiyeti kurulmuştu. Bende diğer Beylerbeyli'ler gibi bu cemiyetin üyesi oldum.
    Cemiyete para sağlamak için Ramazan aylarında bir ay süre ile şu an ki Beylerbeyi Camii'nin yanındaki bir vakfa ait binada eğlenceler tertiplerdik.
    Bu organizasyonun başı ve sorumlusu bendim.


    Osman Babacılardan Selim Soydan



    1941 İstanbul doğumlu olan Selim Soydan, İstanbul Işık Lisesi'ni bitirdi. 1967'e kadar Fenerbahçe'de oynadı. 1968'de Hülya Koçyiğit'le evlendi, 1975'te kızları Gülşah'ın adını vererek Gülşah Film'i kurdu ve yapımcılığa başladı. Özellikle 80'li yıllardan sonra Hülya Koçyiğit'in başrol oynadığı "Derman", "Firar", "Kurbağalar" gibi filmleri gerçekleştirdi. Halen Fenerbahçe takımının yöneticisidir.

    Bülent Ersoy




    Bülent Ersoy’un amcası Rıdvan Aytan tanınmış udîlerimizdendir. Ve Kadıköy Musikî Derneği’nin yöneticilerinden. Ve konservatuvar hocası, tamburî Sadun Aksüt’ün 60 yıllık dostu.
    Bir üçüncü dostları, Fikret Erkoç. Çocukluk ve mahalle arkadaşları. Sadun Bey’in yazdığına göre Fikret Bey’in eşi Necla Hanım, tek evladı olan oğlu Bülent’i kız gibi yetiştirmiş. "Kız gibi giydirir, saçlarını kızlar gibi uzatır ve o biçim tararmış. Kız çocuk özleminden".
    Çocuk büyümüş Bülent Ersoy olmuş. Bilindiği gibi Cem Adler (Almanca kartal demek) isminde birisiyle kısa bir evlilik yapmıştı. Aşağıdaki yazıdan da anlaşılacağı gibi gerçek soyadı Erkoç.



    Parla Senol

    Babasinın dayısı aktör Necdet Mahfi Ayral; onun kızı Jeyan Mahfi Tözüm; babasi müzisyen Armağan Şenol. 1956 yılı 7 Mayıs günü İstanbul’da dünyaya geldi. Sanat ortamının göbeğindeki hayatının 3,5 yaşında, annesi, onu Özel Madam Olga Bale Dershanesi’ne götürmüş. 80’li yılların başında Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldu. Kocasi Nazar’la, 1984 yılında evlendi.
    Necdet Mahfi ve kızı Jeyan Yahudidir. Açık, bir gizlisi saklısı olmayan, İshak Alaton gibi Yahudi yurttaşlardır. Jeyan Ayral, uzun yıllar Türk filmlerinin baş aktristlerini seslendirdi. Türkan Şoray vs.


    GÖNÜL YAZAR



    Gerçek adı Gönül Özyeğiner. Sabataycılığını bu soyadı ele veriyor. Semra
    Özal'ın da kızlık soyadı Yeğinmen. Teğet geçse de bir benzerlik var.

    Frank Oz - İzzet Öz - Vahi Öz


    Frank Oz Izzet Öz Vahi Öz




    Frank Oz İngiliz film rejisörü, şu meşhur Mupped Show onun. İzzet Öz film ve müzik prodüktörü. Vahi (Vahe) Öz bir zamanların Horoz Nuri namıyla maruf ünlü sinema oyuncusu. Meşhur doktor Mehmet Öz zaten malûm. Bir de Prof. Abdullah Uz Tansel var. Oz veya uz İbranice güç, kuvvet demek. Sabataycılar bu soyadını severek kullanıyorlar.
    İzzet Öz, Kürt Yahudisi Babanzade Ailesinin yani Baban soyadlıların kızıyla, Yaşar Kemal'in yeni eşinin yakın akrabası olan bir hanımla evli. Ölen karısı Thilda’nın Yahudi olduğu biliniyordu.


    İbrahim ve Cüneyt Ayral

    1922 Selanik doğumlu. Annesinin adı Sabiha, babasının Mehmet..1938 Şişli Terakki Mezunu. Osmanbey’de büyümüş. Çocuklarından birisi Cüneyt Ayral, ismini vermediği kızı Dışişleri Bakanlığı’nda çalışıyormuş. Üvey babasının ismi İbrahim Basmacı. Abla dediği kendisini büyüten kişinin ismi Malike Silersü. Tatile Burgaz’a gidiyorlar.

    Pek çok siyasetçiyle yakın ilişkide, özellikle Kasım Gülek, İnönü’nün dünürü Sohtorik (ve dolayısıyla İnönü ile de) Şemsettin Günaltay, Haluk Ülman dikkati çekiyor. 1957’de CHP’den İstanbul Milletvekili adayı olmuş.
    (Yaşamımdan Kesitler, İbrahim Ayral, Memleket Yayınları, 1996)

    Oğlu Cüneyt Ayral bir dönemler epey ünlü birisiydi. İç çamaşırı alanında çalışıyordu. Daha sonra battı. Borçları ödeyemeyince yurt dışına kaçtı. Ancak, Hürriyet'te çıkan ifadesine göre hayırsever birileri borçlarını ödemiş ve o da ülkeye dönebilmiş. Dünyada ne hayırsever insanlar varmış. Cüneyt Ayral, marifetli birisi, menejer, şair, fotoğrafçı, tüccar vs. Bir de web sitesi var: http://www.ayral.com/
    Özgeçmişinden öğreniyoruz ki, masonmuş da aynı zamanda. (http://www.ayral.com/passe/cun8Passe-tr.html)



    Şişli Terakki 1938 Mezunları
    191 Zerrin AYRAL Selanik-1335 Mehmet Edb.
    197 İbrahim Fuat AYRAL Selanik-1337 Mehmed Edb.


    Akraba değil akrep


    Necdet Mahfi Ayral Serra Yilmaz Cüneyt Ayral



    Müzik dünyamızın iki ünlü yıldızı, anne tarafından kuzen olmalarına karşın bugüne dek bir kez bile biraraya gelmediler... Onların arasındaki akrabalık bağını bilenler, yıllardır süren bu husumete bir anlam veremiyorlar...

    Sanat dünyamızda birbiriyle yakın ya da uzak akraba olan pek çok ünlü var... Bunların arasında 'Canciğer kuzu sarması' örnekleri bulunduğu gibi, birbirine düşman kesilmişlere de rastlanıyor... Ama şimdi sözünü edeceğimiz akrabalık bağını kuşkusuz pek az kişi biliyor... Gülben Ergen ile Sertab Erener'in anne tarafından kuzen, yani kardeş çocukları olduklarının bilinmemesi de gayet doğal... Çünkü bu iki ünlü şarkıcı, bugüne kadar bir kez olsun yanyana gelmediler... Hiç bir sosyal ortamda birlikte görülmedikleri gibi, birbirleriyle konuştuklarını duyan da olmadı...



    Gülben ile Sertab'ın yakın akraba oldukları halde birbirlerine akrep gibi davranmaları doğal olarak merak konusu oluşturuyor... Gülben bu konuda, 'Evet, anne tarafından akrabalığımız var. Ama çocukluk yıllarımızdan beri görüşme fırsatımız olmadı' şeklinde konuşuyor... Sertab ise, 'Ben öyle bir akrabalık hatırlamıyorum' şeklinde kestirip atıyor... İki tarafın açıklamalarına bakıldığında; husumetin, akrabalığı kabul etmeye bile yanaşmayan Sertab tarafından kaynaklandığı görüşü ağır basıyor...

    Onları gören kardeş sanır...
    Aydan Şener ile Binnaz Avcı da, tıpkı Gülben Ergen ve Sertab Erener gibi anne tarafından kuzenler... Ama onların arasında, kuzenden de öte adeta kardeş ilişkisi var... İki güzel kuzen sık sık buluşup, İstanbul gecelerinin tadını çıkarıyorlar...



    Serra Yılmaz

    Kimdir? Serra Yılmaz 13.09.1954 İstanbul doğumlu. Sainte Pulchérie, Saint Benoit mezunu. Caen Üniversitesi (Fransa) Psikoloji Fakültesi'ni bitirdi. Robert Abirached'den tiyatro eğitimi aldı. 1977-1979 arasında Genco Erkal Dostlar Tiyatrosu'nda görev aldı. 1983'te `Şekerpare' ile sinemaya adım attı.

    İstanbul Şehir Tiyatroları'nda Dışişlerinden Sorumlu Genel Sanat Yönetmeni Yardımcısı olarak görev yapıyor Ferzan Özpetek'le farklı bir iletişiminiz var. `Hamam' hariç bütün filmlerinde oynadınız...

    Ferzan'la bizi ilk buluşturan şeylerden biri, iki dilli olmak. O, İtalyanca-Türkçe biliyor, benim Fransızca-Türkçe ve İtalyancam var. O, farklı bir ortaklık getiriyor insanlar arasında. Bir dil sadece söylenen sözlerden ibaret değil. Bir dünya görüşü, bir yaşam tarzını da içeriyor. Sanıyorum bu, bizi çok yakınlaştırdı. Bir de Ferzan'ın sezgilerinin güçlü olduğuna inanıyorum. Çünkü ben onunla Strasbourg'da tanıştım, bir gün görüştük ve `Harem Suare'de bana teklif ettiği rol, anneannemin birebir yaşadığı hayattı. O, hiçbir şey bilmiyordu bu konuda. Bunlar benim lisanımda gerçek buluşmalar. O yüzden birlikte çalışmaktan keyif alıyoruz. Daha doğrusu ben alıyorum, onu bilemem. Tabii bu, bir esaret de değil. Bir sonraki filminde bana rol teklif etmezse, buna kırılmam. İlişkimiz o rahatlığı da içeriyor.


    (Tempo Dergisi)
    Konu fatken tarafından (05-29-13 Saat 04:11 PM ) değiştirilmiştir.
    “Bir kimse sonsuza dek, herkes ise bir süre kandırılabilir; fakat herkes sonsuza dek kandırılamaz.”

    Abraham Lincoln

  10. #20
    fatken - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20-03-12
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    6.720
    Ilgaz Zorlu'nun Zor Mücadelesi

    Aşağıdaki röportajda yer alan Fatma Arığ, Terakki Vakfı Başkanı Haluk Arığ’ın eşi. Haluk Arığ ve Vakfı, Ilgaz Zorlu’yu Şişli Terakki Yolsuzluğu diye bilinen açıklamalarından dolayı mahkemeye veriyor; iki yıl öncesinin parasıyla 50 milyarlık tazminat davası açıyorlar ve ayrıca ceza davası da açılıyor. Haluk Arığ’ın, Ilgaz Zorlu Şişli Terakki için "cemaat okuludur" demesine çok kızmış ve Şişli Terakki’nin de, benim de Sabetaycılıkla hiç bir ilgim yoktur diyor. Önce röportajdan bir bölüm okuyalım ve sonra devam edeceğiz :

    "Fatma Arığ 1949 yılında İstanbul'da doğar. Annesi ve babası, Selanikli dönme cemaatinin Kapancılar grubundan. Annesi Güzin Hanım'ın ailesi, Balkan Savaşı'ndan (1912-13) sonra İzmir'e göç etmiştir. Güzin Hanım 1922 İzmir doğumludur. Fatma Arığ'ın babası İsmail Dural, (…) İsmail Bey’in ailesi 1924 yılında İstanbul'a geldiğinde, İsmail Dural 12 yaşındadır.
    (…)
    Çocukluğumda ailem tamamen red havasındaydı. Bakıyorum, eniştem oruç tutuyor ama Ramazan ayı değil. Sorunca, 'üç ayları karşılıyor' diyorlar. Sonra Ramazan geliyor, aynı adam oruç tutmuyor. Yıllar sonra, bu orucun Yahudilikten gelen bir kuzu yeme yasağı öncesi orucu olduğunu anlıyorum. Tam bir azınlık psikolojisi olarak, sosyal dayanışma bizim ailede de devam ediyordu. Kötü gün dediğinizde, bir bakıyorsunuz o grup tamamen bir arada. O dayanışmayı bana nasıl açıklayacak? 'Onlar benim can arkadaşlarım.' Tamam, can arkadaşların ama tesadüf değil bu. Bir de anlayamadığım espriler vardı. Küçükken annemin yatağına kaçtığımda, anneannem benim boş kalan yatağımın, 'Osman Baba'nın yatağı' olduğunu söylerdi. Ben de birşey anlamazdım. Sonradan, Sabetay Sevi'den sonra Osman Baba adında bir mesih beklendiği için, evlerde bir yatak boş tutulduğunu ve başında daima bir kandil yandığını öğrendim. Bizde böyle bir yatağın ancak esprisi kalmıştı. Benim büyükannem ve büyükbabamın nesli, bu kimliğin bütün kurallarını ve vecibelerini yerine getirmişler. Şimdi ben bunu nasıl yok varsayabilirim?
    (…)
    Anneannemin niye namaz kılmadığını sorguladığımda hep, 'biz Atatürkçüyüz' cevabını aldım. Yani bu grup, Atatürk'ün arkasına sığınmış, laiklik kavramı kendilerini de rahatlatan bir kavram olduğu için, topluma karşı kendilerini 'Selanikli/dönme' değil, 'Atatürkçü/laik' diye tanıtarak bu külfetten kurtulmaya çalışmışlar. Sorduğum zaman rahatsız edici olduğumun farkındaydım. 'Ne demek efendim, bazısı İstanbul'da doğar bazısı Selanik'te, bizim başka hiçbir farklılığımız yoktur. Biz Müslümanız, ama modern ve Atatürkçüyüz' diyorlardı. "
    ( Leyla Neyzi’nin Gazete Pazar’da çıkan ve Şişli Terakki Davaları kitabında yer alan söyleşisinden bir bölüm)

    Bu röportajı yapan Leyla Neyzi de Sabetaycı kökenden gelen ama Sabetaycılık hakkında yazılar yazan bir öğretim üyesi. Terakki Vakfı Sitesi’ne gidip baktığımız zaman Fatma Hanım’ın da 1968 Şişli Terakki mezunu olduğunu görüyoruz.

    Okulun kurucusu Şemsi Efendi (gerçek adıyla Şimon Zvi) Ilgaz Zorlu’nun anne tarafından dedesi oluyor. Zorlu, aile büyüğünün kurduğu okulun cemaat okulu olduğunu ispata çalışıyor ve okulun mülklerinin Dinç Bilgin ve Bilgi Üniversitesi’yle Medyakronik’in sahibine birlikte ünlü emlakçı Nevzat Ak vasıtasıyla peşkeş çekildiğini söylüyor. Nevzat Ak, orman arazilerini Demirel’in kardeşlerine peşkeş çekiyor, sonra Özer Çiller’le birlikte arazi yolsuzlukları yapıyor ve şu anda cezaevinde. Bu yolsuzluk ekibi ayrıca Şişli Terakki Mezunları Derneği Başkanı Yetkin Gürsel’i de hedef almış durumda.

    Vakıf Başkanı Haluk Arığ aynı zamanda, Sabah Gazetesi’nde çalışıyor yani gazete elden gidene kadar Dinç Bilgin’in maaşlı elemanı ve peşkeşi patronuna yapıyor. Terakki Vakfı
    Mütevelli Heyeti Başkanı olan kişi de tesadüf (!) Dinç Bilgin’in sağ kolu Zafer Mutlu’nun babası. Etibank Yolsuzluğu’nda kör, sağır ve dilsizi oynayan Medyakronik’in yani Ümit Kıvanç’ın babası Halit Kıvanç da, THK Yayını olarak çıkan Sabiha Gökçen kitabını yazmış. Murat Belge’nin (Belge de Bilgi Üniversitesi’nde ) ekibinden olan Ümit Kıvanç, İletişim’in sahibi Silah Tüccarı Osman Kavala’nın da çalışanıdır. Osman Kavala’nın babası da oğlu gibi Şişli Terakki mezunu zaten.

    Bilgi Ünivesitesi’nin ilk Rektörü ve halen de öğretim üyesi Asaf Savaş Akat (Emine Uşaklıgil’in 2. Kocasıdır ve halen de Boğaziçi’nde sosyoloji profesörü olan Nilüfer Göle ile evli) aynı zamanda Terakki Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi. Yetmiyor bir de Sabah Gazetesi’nde yazıyor. Asaf Savaş Akat’tan sonra Prof. Dr. İlter Turan Bilgi Üniversitesi Rektörü oluyor ve o da Terakki Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi. Bu üyelikler öyle üç-beş sene falan da sürmüyor, kaydı hayat şartıyla ömür boyu sürüyor.

    Ilgaz Zorlu, davalı olarak yazdığı savunmada şimdiye kadar hiç yazılmayan bilgi veriyor. Bu okula, Müslüman ve Hristiyan çocukların da alınması için ilk defa 1907’de izin verildiğini söylüyor. Bu çok önemli bir bilgidir, bu tarihten önce okula gidenlerinin tümünün Sabetaycı veya Yahudi olduğu anlaşılıyor. Böylece, bu okula, okulun ilk kurulduğu yer olan Selanik’te başlayan bazı tarihi şahsiyetlerin de, Sabetaycılığı belgelenmiş oluyor. Kuşkusuz Ilgaz Zorlu bunu söyle(ye)miyor ancak sonuç budur.

    Ilgaz Zorlu, savunmasının sonlarında aynen şunları söylüyor : "Sabetaycılar bugün Türkiye’de (…) , Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst kademelerinde yer alan etkin kişilere sahip gizli bir cemaattir."

    Ayrıca kitaptaki yazılardan Ilgaz Zorlu’nun, Halil Bezmen’in Türkiye’ye döneceği ve bir Müslüman tarikatına gireceği bilgisini de alıyoruz ve bu da, bizim vurguladığımız tarikat bağlantılarını anlatıyor. (Şişli Terakki Davaları)

    Cin Şişeden Çıktı

    Sabetaycılık olgusunun tartışılamama nedenlerinden birincisi ve en etkilisi kuşkusuz bizzat egemen unsur olan Sabetaycıların gücünden kaynaklanıyor. Bu güç, kah general, kah gizli servis müsteşarı, kah siyasi parti başkanı, kah da büyük sermaye olarak bu muazzam oyunun gündeme getirilmesine engel oluyor. Geçmişten bugüne medyanın iplerini ellerinde tutanların da bizzat bu gizli dinin, en etkili ve egemen tarikatın mensupları olması önemli bir etken.

    Ülkenin ideolojisi de bizatihi bu tür konuları tartışmanın önünde engel zaten. Tek dil, tek din, tek millet olarak şekillendirilen ülkenin bu inkar ve yalan rejiminin öne sürdüğü resmi ideolojinin dışında söz söyleyenin de başına gelenler malum. Bu konudan en çok rahatsız olanların başında Kemalistlerin gelmesi kuşkusuz tesadüf değil. Çünkü, Kemalizmin sorgulanmasının ötesinde kendine muhalif bir tartışma, sorgulama bu.

    Sabetaycıların, Yahudi kökenli olmaları, geçmişte yaşanan Yahudi Soykırımı nedeniyle bu konuyu bu açıdan duyarlı kılıyor. Oysa, Sabetaycılar örneğin ateşe tapan gizli bir din, tarikat olsaydı bu tartışma çok daha kolay yapılabilirdi.

    Bu konunun gündeme gelmesi bizzat Karakaşzade Rüştü tarafından 1924 yılına denk geliyor, ancak büyük bir panik içinde bu tartışmanın önü kesilmiş ve unutturulmuş. Rüştü Bey’in ifşaatlerini gazeteci olarak yayınlayan Necati Bey (Tansu Çiller’in babası) de, gazeteden uzaklaştırılmış ve konu uzun yıllar uykuya yatırılmış. Sabetaycıların yatılı kız okulunda müdürlük yapan A. Gövsa’nın elli yıl önce yazdıkları da Marx’ın güzel deyişiyle "susuş komplosuyla" geçiştirilmiş.

    Konu daha sonra 1977’de yayınlanan ve çok az bilinen Selahattin Galip’in "Türkiye’de Dönmeler ve Dönmelik" (Kıraç Yayınları, 1977) kitabıyla tekrar işlenmiş ancak, yazarın konuya hakim olamaması ve meseleye nesnel yaklaşamaması, kitabın daha çok bir derleme niteliğinde olması da eklenince, tekrar "susuş komplosu" devam etmiş.

    Konunun sadece İslamcılar tarafından ele alınması da bir büyük dezavantaj olmuş ve bu kesimlerin söylediği her şeye baştan muhalif olan ve böyle de şartlandırılan kitleler, meselenin önemini anlayamamış maalesef. Bu çevrelerin sabetaycılıkla, Yahudiliği aynı şey sanmaları ve kullandıkları dil ve daha da önemlisi üzüm yemek değil de bağcı dövmek niyetleri de karanlığı örten perdenin aralanmasına engel olmuş durumda. İlhami Soysal’ın masonlar üzerine yazdığı ve hala aşılamamış eserine kadar masonluk konusu da aynı kaderi yaşadı.

    Bu tür içrek (ezoterik, batıni) öğretiler hakkında içeriden birisi bir çıkış yapmadığı sürece dışarıdan birilerinin konuya vakıf olması da son derece zordur. Ilgaz Zorlu bu açıdan cin’i şişeden çıkaran kişi oldu. Tüpten sıkılmış macun nasıl geri sokulamazsa, bu olgu da artık bu durumda. Bu düzeni anlamak, anlatmak derdi olan ve yürek sahibi olan pek çok kişi bundan sonra çok daha fazla sayıda bu konuda yazı yazacak ve araştırma yapacaktır. Örneğin tanınmış tarihçi İlber Ortaylı bu konuda makaleler yazmaya başladı. Kuşkusuz sayı daha çok yetersiz, ama bu muazzam muammayı, bu muazzam oyunu anlatacak insan sayısı çığ gibi artacaktır

    Hayatında Marx’ın bizzat kendisinden bir şey okumamış ama kendisini Marksist diye nitelendiren yarı cahillerin Marx’ın "Yahudi Sorunu Üzerine" yazdıklarından da bihaber olmaları nedeniyle, farkında olmadan rejimin destekçisi olarak konuyu kapatmaya çalışmaları da işin tuzu biberi olmuş durumda. Bu çevrelerin sayısal gücünden çok sahip oldukları yayın organları ve bizzat yaşadıkları göbek bağı, mideden bağlılıkları rejimin payandası olmalarını doğurmakta. Bu mideden bağlıların içinde Marx’tan, sosyalizmden haberdar, bu rejimin esas gövdesini anlayan tanıyanlar var ama onların "geçim" derdi engel. Solcı sıfatlı cahillerin en çok kullandıkları argüman ise ırkçılık oluyor.

    O kadar cahiller ki ırkçılık nedir, birisi dahi bu kavramın anlamını bilmiyor. Irkçı, bir ırkın başka ırka üstün olduğunu söyleyen kişidir. Irkçılık bir öğretidir. Kimdir ırkçı, X ırkının Y,Z vs ırklardan üstün olduğunu söyleyen kişi.
    · Bizler, bir ırkın, tarikatın, gizli din mensuplarının egemenliğine karşı çıkan insanlarız sadece. Irkçlığı ve bu rejimin temelinin ne olduğunu anlatmaya çalışan insanlarız.

    Nedir bu rejimin temeli ?
    Örneğin laiklik en önde gelenlerindendir. Türkiye’de laiklik yoktur, Sabetaycılıktan kaynaklanan İslamiyet ve Hristiyanlık düşmanlığı vardır; biz bütün dinlerin eşit, özgür ve açık olmalarını istiyoruz. Bu satırların yazarı bir dinsiz olarak özgürlüğün bir parçası olarak gördüğü din özgürlüğünü savunur ve bütün dinlere eşit mesafede hisseder kendini. Doğuştan gelen özelliklerin bir avantaj ya da dezavantaj olmasına karşıdır. Bir takım güçlerin doğuştan gelen bir gizli din mensubu olması nedeniyle diğer insanların haklarını gaspetmelerine, hakkı olmayanı da almaya, dededen toruna aynı insanların hayatın tüm alanında rant yemelerine, üstünlük sağlamalarına ve bu rezil düzenin sürdürülmesine karşı olmaktır mesele.

    Rejimin özelliklerini tek tek saymaya gerek yok, ancak rejimi ister faşizm, ister trekelci kapitalizm, ister Bonapartizm olarak tanımlayın, bu tanımlarda egemen unsur olarak kimi koyarsanız koyun (tekelci kapitalistler, TÜSİAD, TSİK generaller, gizli servis, bürokrasi vs) sergilemeye çalıştığımız gizli ağ ve mensupları ve elbetteki ideolojileri, siyasetleri karşınıza çıkacaktır.

    Ne yaparsanız yapın egemenler ve onun payandaları, bir dostumun bu konuda söylediği gibi CİN ŞİŞEDEN ÇIKTI !


    Bonapartizm ve Sabetaycılık

    Bonapartizm, iktidarı emekçilerin alamadığı, Marx’a göre burjuvazinin de alamadığı Engels’e göre burjuvazinin siyasal gücünü devrettiği rejimin adıdır ve 19 Yy ortalarında Fransa’daki rejim hakkındaki tanımlarıdır. Melih Pekdemir "Bonapartizm burjuvazinin dini ise Kemalizm bu dinin mezhebidir" diyor.
    (Melih Pekdemir, Kemalistler Ülkesinde Cumhuriyet ve Diktatörlük, 2. Cilt, s.93, 1. Basım 1997)

    Yani, küçük burjuvazi (asker ve sivil bürokrasi ile aydınlar ittifakı) büyük burjuvazinin bir sınıf olarak iktidarı alacak gücü olmayınca bu tür bir iktidar yapısı doğuyor. Bu iktidar yapısı, burjuvazi adına, ama burjuvaziye iktidarı tam olarak teslim etmeden onun adına erki elinde tutuyor.

    "Bu tür ülkelerde hakim siniflar ittifaki çelisen sinif çikarlarindan dolayi (sömürüyü paylasmak temelinde) ellerindeki devleti, ittifak içindeki güçlerin herbirini esit sekilde memnun edecek tarzda kullanma olanagina sahip degillerdir. Hakim siniflarin en irilerinin toplanmis oldugu çeliskili bir ittifak olan oligarsinin içinde, devletin kendi çikarlarina kullanilmadigi sikayetleri hiç bitmez. Oligarsinin her kesimi bu bakimdan digerleriyle çekisme içindedir." (Devrimci Yol Savunması)

    1923’ü ya da İttihat Terakki’yi başa alırsak, o dönemde, burjuvazi denebilecek sınıfın en göze çarpanları Müslüman olmayanlar, Levantenlerdir. Bu pek çok yerde saptanır ancak görece olarak sermaye birikimi sağlamış "Müslümanların" niteliği vurgulanmaz ya da hiç bahsedilmez. Bu "Müslüman" burjuvazinin ezici çoğunluğu Sabetaycılardır. İttihat ve Terakki’nin asli unsuru bir Müslüman-Burjuvazi yaratmaktır. Başta Rumlar olmak üzere Levantenlerin ve Ermenilerin birikimleri de bu yeni sınıfa kanla aktarılmıştır. Mevcut Sabetaycı burjuvazi "Müslüman" görüntülüdür ve bu açıdan bir sorun yoktur ve zaten İttihat Terakki, etnik/dini unusr olarak bir Sabetaycı hareketidir ve ırkdaşlarına/dindaşlarına "gavurun" elindekileri aktarmıştır. Aynı durum, Cumhuriyet için de geçerlidir. Cumhuriyet’in İslamiyet karşıtı, pozitivist, Batılı "örnek" vatandaşlarının ezici çoğunluğu Sabetaycılardır ve "gavurun" yerine yaratılmak istenen burjuvazi de ezici çoğunlukla Sabetaycılardan oluşmuştur. Bu hem, ideolojik ve siyasal bir çakışmadan doğar hem de İttihat ve Terakki gibi Cumhuriyet’i kuran kadroların bizzat Sabetaycı olmalarından. Hem bir ideolojik, siyasi tavırdır hem de en az bunlar kadar bir dinin, Sabetaycı dinine mensup olanların kayırılmasıyla, suistimalle, yolsuzlukla olmuştur.

    Ancak, Bonapartizm, büyük burjuvazi adına iktidarı tutsa da, onların sınıfsal çıkarlarını temsil etse de, iktidarın gücünü doğrudan büyük burjuvazinin kadrolarına devretmek istemez. Bu rejimin tanımladığımız niteliği dolayısıyla sadece ezici çoğunlukla bir dinden (Sabetaycı) olanlardan yeni bir burjuvazi yaratmak ve var olanı daha da palazlandırmakla olmaz. Asker-Sivil Bürokrasi ve aydın ittifakı dediğimiz Bonapartizmin bizzat bu kadrolarının da Sabetaycılardan oluşmasıyla, büyük burjuvazinin çıkarlarını bizzat soydaşlarının korumasıyla olmuştur. Asker-Svil Bürokrasi ve rejimin ideologluğunu yapacak teorik gıdasını sağlayacak kadroların da Sabetaycı olması elbette, sadece bu dinin mensuplarının kayırılması sonucu değildir. Evet inanılmaz derecede kayırılmışlardır ama sadece kayırma, haksızlık bu durumu tam açıklamaz. Pozitivizmi amentü yapmış, İslamiyet’ten düşmanlık derecesinden uzak olmak, memur-aydın olabilecek kadar mürekkep yalamış olmak ve böylesine bir kadroyu da Müslümanların içinden bulmak çok zordur. Türkleri İslamiyet’ten uzaklaştırabilir miyiz diye yapılan gizli bir toplantıya katılabilecek Müslüman bulmak kolay olmasa gerek.
    Yeni bir rejim, yeni bir millet, laiklik adı altında yeni bir din ve bütün bunları sağlayacak olan gerek burjuvazi gerekse de asker-sivil bürokrasi ve aydın kadrosu ancak Sabetaycılardan olabilirdi ve öyle de olmuştur.

    Sabetaycılık, oligarşi dediğimiz muğlak kavramın kabuğu soyulmuş vaziyetteki halidir.

    Burjuvazi zaman zaman bu Bonapartist iktidarla sorunlar yaşıyor ve iktidar üzerindeki dengeler zaman zaman değişebiliyor. Cumhuriyeti kuran bu Bonapartist yapıya karşı burjuvazi palazlandığı zaman iktidarını -tam olarak hakim olamayabildiği- bu yönetici sınıftan almak ister.

    Türkiye’de iktidara ortak olmak isteyen büyük toprak ağası, ticaret erbabı ve kısmen palazlanmaya çalışan cılız sanayi burjuvazisi 50’li yıllarda atak yapmış ve kısmen yönetici sınıfla bu iktidarı paylaşmıştır. Adnan Menderes, bir toprak ağası olarak, yönetici bürokrat İnönü’nün yerine, bizzat bu sınıfın (kendi sınıfının )temsilcisiydi. İkinci Dünya Savaşı sonrası yeni düzenle, İnönü’ye oranla, kapitalizme eklemlenmede daha iyi bir isim olduğu için, uluslararası odaklarca da desteklenmiştir. Menderes’in bu anlamda bir benzeri de Özal’dır. Milli pazar içinde burjuvazinin mal satışını sağlamanın birinci yolu, malı, pazara ulaştırmaktır ve Menderes ve Özal dönemleri bu anlamda, ulaşımda, iletişimde altın çağdır.
    (Menderes’in çapsızlığı, rezillikleri ile başarısızlığının sonucu olarak son yıllarda ABD ile bozulan ilişkileri, SSCB ile dirsek teması, iç dinamiklerle birleşince sonunu hazırladı.)

    Bugün, Kemal Derviş eliyle aşağı yukarı-elbette tarih tekerrür etmeyeceği için- benzer bir kapitalizme entegrasyon planı uygulanıyor. Büyük burjuvazi, iktidarı bizzat Bonapartizmden devralmak istiyor. Sabetaycı elitlerin istisnalar dışında ABD yandaşı olmaları, böylesine baskın bir eğilim içine girmesi çok çarpıcıdır.

    İttihat Terakki’yle başlayan, Cumhuriyet’le süren yeni bir devlet, sistem bizzat Sabetaycı kadrolar tarafından kurulmuştu; şimdi bir başka cumhuriyet yine Sabetaycılar tarafından kurulmak isteniyor. Asker-Sivil Bürokrasi içinde Sabetaycı ağırlığı geçmişe göre daha az zaten. Memuriyetin çekiciliğini yitirmesiyle, geçmişin Sabetaycı üst düzey bürokratların çocukları bugün ağırlıkla memur değiller. TRT, THY, Telekom, Merkez Bankası, Hazine, Borsa, Yargı, YÖK vb çekici, etkili kuruluşların dışında diğer kuruluşları elde tutmak çok da önemli değil artık. Geçmişin DSİ, Karayolları, gibi kilit kuruluşları, imar hamlesi eskisine göre yavaşlamış bir ülkede eskisi kadar önemli değil.

    Silahlı Kuvvetleri savunan Yalçın Küçük, Perinçek gibi isimlerin Sabetaycılığa itirazları bu noktadan başlıyor. Yoksa Sabetaycıların çok büyük bir rant yediklerini, büyük bir haksızlıkla pek çok noktaya geldiklerini söyleyen Yalçın Küçük, bu işin "banisinin" Sabetaycı olduğunu bal gibi biliyor ama işine gelmiyor…

    MODERN MEZAR TAŞLARI - AÇILIMLAR

    12 Mart’ın Adalet Bakanı İsmail Hakkı Arar diye birisi. Bu tipleri nerden bulurlar diye düşünürüm hep. Merak işte, ben de bu üç ayrı bakanlık yapmış, 12 Eylül’de de meclis üyesi seçilmiş bu muhterem zatın kim olduğuna bakarken baktım ki, yollar yine kesişmiş gerçekten. Bu zat yine açık faşizm dönmelerinde milli eğitim bakanlığı da yapmış ve kendi yazdığı okul ansiklopesidini de elbette bütün okullara aldırmış.

    "İsmail Hakkı Arar, Mustafa Kemal’in hekiminin, ölüm raporunu imzalayanlardan birinin oğlu oluyor. Dedesinin ismi Mehmet Ali Ayni. Babaannesi Feride Hanım. Babaannesinin babası ünlü Giritli Sırrı Paşa. Giritli Sırrı Paşa’nın diğer çocuğu ünlü mimar Vedat Tek. Vedat Tek’in karısı Firdevs Dino. Giritli Sırrı Paşa’nın kardeşi Mustafa Nuri Bey, yani Rasih Nuri İleri’nin dedesi". Kısacası N. Hikmet’ten, Aybar’a, Umur Talu’ya daha pek çok ismini saydığımız ailenin ferdi. Mehmet Ali Ayni’nin kardeşi ise ismi Prof. Dr Hasan Tahsin Ayni. Bu kişinin kızı Emine Nesrin Garan, eşi Prof. Dr. Reşat Garan.

    Osmanli Devletindeki hizli cöküsü önlemek icin ciddi bir reform hamlesi yapmak amaciyle Abdulmecid'in tahta cikisindan dört ay sonra 3 Kasim 1839'da aydin ve ileri görüslü devlet adami Mustafa Resit Pasa tarafindan okunan Gulhane Hatti Humayunu (Tanzimat Fermani)bu zorunlulugun ortaya koyduğu eser olmustur. Turklerin İlk Haklar Beyannamesi olarak nitelendirilen bu belgenin Osmanli Devletinde insan haklarinin taninmasi yolunda ilk onemli adim sayilmasi bakimindan kisilere sağladigi haklar ve yenilikler nelerdir?
    Kisi haklarinin tertip ve sistem icerisinde maddeler halinde siralayan bir liste yoktur.

    Tanzimat Fermani hukuki sekil ve karakter yonunden bir Berat bir Chart niteligindedir.

    Boylesine onemli bir gelismeyi tarihe sunmak Mustafa Resit Pasa ya nasip olmus.Yukaridaki gorusler bir panel den alinma yalnizca sunu belirteyim ki ortada tarihin masonik yorumu var bunu ilerde inceleyip basli basina bir konu olarak ele alacağım.
    Mustafa Resit Pasa Londra da mason olan ilk Osmanli Masonlarindan ve modern mezar taşımız ilk belirleyicisi.

    Ahmet Salih korur ise Basbakan Adnan Menderes in sag kolu hariciyeci ve istihbarat gorevlisi, Muvaffak Akman in Hacettepe anilarinda İhsan Dogramaci'dan Hacettepe prensiplerini bozan bir doktorla ilgili bir ricada bulunuyor. Gerci Dogramacinin bu kisiyi bir ay sonra Hacettepe'den uzaklastirdigini bu kardes (birader) ricasini kismen de olsa yerine getirerek bir ay göz yumdugunu anliyoruz. M. Akman in anilarinda Dogramacinin iyi duzeyde İbranice de bildigini ogreniyoruz. Ahmet Salih Korur un ayrica mason oldugunu da belirtelim.
    M.Vedat Urul un nerelerde gorev yaptigini zaten ölüm ilanindan okursunuz.

    Bengü Hanimla mudavimi sayildigi (Star Life dergisinden buldum) Deniz Ticaret Odasindaki Sardunya restourantta yemek yerken belki diger mudavimlere de rastliyorlardi. Onlar kimler mi; Gönensin, Mustafa Oguz, Banu Birkan, Cigdem Simavi, Rutkay Aziz, Berna Toker, Murathan Mungan, Lale-Guliz Hasmin, Mustafa Sadikoglu, Esref Cerrahoglu, Emin Bengisu, Rauf Tamer, Müge-Ali Titiz. Hos bir yer deniz kenarinda tarihi SALİ PAZARİ rihtiminda Sabetay SEVİ de yakalandiginda oraya getirilmisti, sanirim aman bende cok kuskucuyum.
    Neyse bu iki köklü ailenin endogomik evlilik yapan bireyleri oldugunu görüyoruz. İsimbilim acisindan da genc kusaklara gelenegin devami secimlerde bulunulmus. Zaten onlarda simdiden ufak tefek roller almaya baslamislar bile Aslan Galatasaraycilar’da Emre Baskan olmus. Maalesef Hisar Vakfi ile ilgili bilgi bulamadim ama yukarida anlattigim bütün bilgileri internetteki mason, MIT ve gazete sitelerinde bulabilirsiniz.

    Savaş Dost

    Kafatasçı, Antisemitist Sabetaycılar ve Türk Milliyetçiliği

    Türk ırkçlığının ve kafatasçılığının en önemli isimlerinden birisi Nihal Atsız’dır. Nihal Atsız, Türkeş’le birlikte yargılandığı ünlü ırkçılık davasından sonra Sabetaycıların Yakubi koluna mensup Boğaziçi Lisesi’ne öğretmen olarak alınmıştır.

    Bir diğer ırkçı ve kafatasçı olan Cevat Rifat Atilhan, Trakya Olayları öncesi İstanbul Üniversitesi önünde gençlere gamalı haç dağıtan kişi bir emekli albaydır ve Nazi hayranıdır. (Bkz. Tanzimat ve Meşrutiyetin Birikimi, İletişim yayınları 2001)
    Cevat Rifat Atilhan, Şair Oktay Rifat’in amcasıdır. Oktay Rifat’in baba dedesi yani Cevat Rifat Atilhan’nın da babası Macar Ali Rifat Bey. Macar diyorlar çünkü adam, 1848’den sonra Osmanlıya sığınan bir Macar Sabetaycı. Bektaşi oluyor ve ilk operalardan birisi olan Bülbül’ün de bestecisi. (Sabetaycı inanışa göre Mesih bülbül seslerinin ötüşüyle gelecektir) Bu geniş sülalede şairlik, ressamlık ve müzisyenlik ortak payda zaten. Çocukları da müzisyen yani Oktay Rifat’in babasi Samih Rifat, kahramanlık şarkıları besteliyor (torunla ayni isime sahipler) ve amcası Ali Rifat (sonradan Çağatay soyadını almış) da bugün söylenmeyen ama ilk kabul edilen İstiklal Marşı’nın da bestecisi.

    Oktay Rifat’in dayısı Ali Fuat Cebesoy, teyze çocukları da Nazım Hikmet ve M. A. Aybar Cumhuriyet’in yolsuzluktan düşürülen ilk bakanı da Ali Fuat Cebesoy’un babası, zamanın Bayındırlık Bakanı, İsmail Fazıl Paşa. Hayat bu, yarım kalan Bayındırlık Bakanlığı işine daha sonra da; İsmet İnönü zamanında oğlu Ali Fuat gelir. Ali Fuat, Mustafa Kemal gibi, İttihat ve Terakki içinde Cemal Paşa yanlısıdır, yani Enver’e karşı olan gruptan. Mustafa Kemal ile Harbiye’den sınıf arkadaşı.

    Mason ve Sabetaycı Nuri Demirağ, MKP’yi kurarken sağ kolu da Cevat Rifat Atilhan’dır. Sol cenah bu ismi pek bilmez ama sağcılar arasında çok iyi tanınır ve saygı görür. Atilhan’ın büyük özelliği Masonlar aleyhine yazdığı kitaplardır.

    Cevat Rifat Atilhan, Yeşilçam’da en çok senaryo yazan adam, şapkasını hiç çıkarmayan adam Bülent Oran’ın babasıdır. (İkinci Bahar filminde T. Şoray’ın babası rolündeydi). Amerikan Kolejli olup sonradan tarikate girdiği için pek sevilen Yazar Ayşe Şasa’nın da kayınpederidir. Ayşe Hanım, Bülent Oran’la evli. Atilhan soyadı da Macarların Türk olduğu safsatasından dolayı Atilla’dan geliyor.

    Türk Milliyetçiliği’nin (pek çok milliyetçiliğin de "kaderi" gereği) aslen Türk olmayanlar, fena halde Türk Milliyetçisi olmuşlar. E, millet, milliyetçilerin uydurması bir kavram. Türkiye özeline indirgediğimiz zaman, bütün ilk milliyetçiler (milliyetçiliğin ötesinde ırkçılar) gerek pratikte gerekse teoride Sabetaycılardır. Yani ilk ırkçıların, kaftasçıların, milliyetçilerin Sabetaycılardan çıkması elbette tesadüf değildir.Ülkesi olmayan, ama çok uzun yıllardır Osmanlıyı yöneten Sabetaycılar, ulus-devlet aşamasında da öne geçmiş ve kendilerine gereken bir millet ve devlet yaratmışlardır ve bu ulus-devletin batıya dönük yüzünün ve ırkçlığının tek dil-tek millet şiarının da bayraktarlığını yapmışlar. Bunu yaparken de, yok edilen Ermeni ve Rum Burjuvazinin servetlerini ve rollerini de almışlardır. Milliyetçiliğin doğal gelişimi olan ulus-devlet sürecinde burjuvazinin de mal satabilmesi için bir milli pazara ihtiyacı vardı ve bu milli pazar ancak bir ulus-devletle gerçekleşebilirdi ve öyle de olmuştur.

    Ermeni Kırımı tabusu ile Sabetaycılık arasında çok yakın bağlar var ve İttihat ve Terakki’den, Cumhuriyet’e bu katliamın sorumluları da ezici çoğunlukla Sabetaycılardır. Milli Mücadelenin subay ve eşraftan kadroları da Sabetaycılardan oluşmuştur. Babıali’nin Tercüme Odası’ndan Rum ve Ermenilerin çıkarılmasıyla, o dönemde dil bilen tek "müslüman" grup olan Sabetaycılar aynı zamanda ilk aydınları da oluşturmuştur ve Türk Milliyetçiliği bir aydın hareketidir.


    İSLAM DEMOKRAT PARTİSİ




    -1951, İstanbul
    -Kurucu ve Yöneticiler: Cevat Rıfat Atilhan, Zühtü Bilimer, Kerim İnan, Hakkı Sadık Azarlı, Hamit Tekinsoy, Nuri Çallı, Feridun Okyanus, İ.Galip Hamikoğlu, Hacı Nuri Erdoğdu, Naci Yeter, mehmet Reşat Düşünür, Ahmet İlkol, Neşet Aslın, Şevket Üzümcü, Mahmut Düşünür. (http://gulunesi.8k.com/bilinesi/partiler_2.html)

    Bir Sabetaycı, İslamcı parti kurar mı, işte kuruyor. Cevat Rifat Atilhan daha önce de, ilk faşist parti olan Milli Kalkınma Partisi (MKP)'ni Melike Demirağ'ın dedesinin kardeşi Nuri Demirağ ile kuran kişi. Masonluk aleyhine kitapları olan, her gün masonluğa ve Yahudiliğe küfreden kişi de Cevat Rifat Atilhan'dır. Masonluk aleyhine yazdığı bir kitap da bende var. Nuri Demirağ'ın da mason olduğu bütün kaynaklarda yazıyor.
    Memlekete, antisemitizim gerekliysa onu da Yahudiler yapıyor. Durum bu.

    Cevat Rifat Atilhan, İstanbul Üniversitesi önünde gençlere gamalı haç dağıtan kişi bir emekli albaydır ve Nazi hayranıdır. (Bkz. Tanzimat ve Meşrutiyetin Birikimi, İletişim yayınları 2001)

    Cevat Rifat Atilhan, Şair Oktay Rifat’in amcasıdır. Cevat Rifat Atilhan'ın babası Macar Ali Rifat Bey, ilk operalardan birisi olan Bülbül’ün de bestecisi. (Sabetaycı inanışa göre Mesih bülbül seslerinin ötüşüyle gelecektir) Cevat Rifat Atilhan'ın kardeşi Ali Rifat (sonradan Çağatay soyadını almış) da bugün söylenmeyen ama ilk kabul edilen İstiklal Marşı’nın da bestecisidir.

    Cevat Rifat Atilhan, senarist Bülent Oran'ın babasıdır. Bülen Oran'ın eşi Ayşe Şasa da, İslami çevrelerde, ağır ve uzun bir şizofreni sonrası İslamı seçtiği için, el üstünde tutulan bir kişi. Peki bütün bunlardan yani, Sabetaycılık, masonluk bağlarından bahseden var mı, yok...

    Bugün Yapı Kredi Yayınları'nda Enis Batur'un sağ kolu olarak çalışan Samih Rifat, Oktay Rifat'ın oğlu.
    Mesele, göründüğünden çok daha karmaşıktır...

    Tarih-i Selaniki

    Yaklaşık yedi-sekiz ay önce yazdığımız bir yazıda, Benim Adım Kırmızı’nın kahramanlarından bahsetmiştik ve o zaman kitapta geçen dul kadının Orhan Pamuk’un annesi ve çocuklarının da (kitapta isimleri Şevket ve Orhan’dır) Orhan Pamuk ve ağabeyi Şevket Pamuk olduğunu söylemiştik. O zaman kitapta sıkça geçen Ester’e de değinmiştik. Ester Kira’dır bu kadının ismi ve o zaman için fırtınalar yaratan olayların kahramanıdır. (Müthiş bir zorlu dönemdir ve açlık, kıtlık geçim sıkıntısı had safhadadır.)

    Bunu Orhan Pamuk da, Yalçın Küçük de herkes gibi Tarihçi Mustafa Selaniki’nin yazdığı, Tarih-i Selaniki’den biliyorlar. Pamuk’un kitabında anlattığı dönem Sultan III. Mehmed Dönemi ve o dönemde bir de ortaya Mehdi iddiasında bulunan birisi çıkar ve epey taraftar toplar, sonra idam edilir. Tarih-i Selaniki’nin 1989 basımını bulmak ve okumak mümkün. Ayrıca Necdet Sakaoğlu’nun "Bu Mülkün Sultanları" isimli ilk basımı 1999'da yapılan kitabında da yine zikredilen eserden alınan bilgilerle o dönem ve Ester Kira’dan kısaca bahsedilmektedir.

    SELÂNİK, BALKANLARIN KUDÜS'Ü

    ROMA, 09/09(BYE)--- Tirajı günde 515 bin olan Il Sole 24 Ore gazetesinin 08 Eylül 2002 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında ve Alberto Negri imzasıyla yayımlanan, Selanik çıkışlı makalenin ülkemize ilişkin bölümünün çevirisi şöyledir:

    Afrika'nın kapısı Tanca, Doğu'nun kapısı İstanbul ise, bugünkü nüfusu bir milyon olan Yunanistan'ın ikinci büyük şehri Selanik de Balkanlar'ın Kudüs'üdür. 16. yüzyıldan Birinci Dünya Savaşı'na kadar, nüfusun çoğunluğunu Yahudilerin oluşturduğu zamanlar gerçekten de böyle olmuştur. Burada, Venedik ve İstanbul'da olduğu gibi Yahudi mahalleleri yoktu; Rumların, Türklerin ve Yahudilerin mahalleleri yan yana idi.

    1430'dan itibaren Osmanlıların eline geçen ve İmparatorluğun ikinci limanını oluşturan kozmopolit şehir Selanik, Yahudi cemaatının kurallarıyla yönetiliyordu. Liman cumartesi günleri kapatılıyordu. Gerek Müslümanlar gerekse Hristiyanlar Yahudilerin bayram takvimini izliyordu: Yunanlıların egemenliği altına girdiği tarihten 10 yıl sonra pazar gününün resmi tatil günü yapıldığı tarihe, yani 1923 yılana kadar bu böyle devam etti.

    İstanbul sultanları için, gerek Hristiyanlar gerekse Yahudiler "zimmi" idi, yani alt sınıftan insanlardı. Ancak, Türk imparatorları, o çağlardaki Batılı prenslerin yabancı olduğu dinsel hoşgörüyü bu insanlara gösterdi. Granada'nın düşürülmesinden sonra, İsabella di Castiglia ve Ferdinando d'Aragona'nun 31 Mart 1492'deki Alhambra fermanıyla Yahudileri ve Müslümanları kovduğu zamanlar, Osmanlı İmparatorluğu, Sefarad'dan (İspanya'ya verdikleri ad) gelen on binlerce Yahudiye kapılarını açtı. Osmanlı sultanları Sefaradlıların Selanik, İstanbul, İskenderiye ve Beyrut'a gelmesinin yararlı olacağını tahmin ettiler.

    1600'lü yıllarda tam bir ticari gelişmenin yaşandığı Selanik'te nüfusun yüzde 68'ini Yahudiler oluşturuyordu. Yahudiler geriye kalan tek miraslarını, yani dillerini de buraya taşıdılar. İbranice ve İspanyolca karışımı olan bu dil, daha sonra Müslümanlar ve Hristiyanların da ortak dili haline dönüştü. Yüzyıl önce burada doğan büyük Türk şairi Nazım Hikmet'in annesi Ayşe, Baudelaire ve Lamartine'nin dizelerini öğretiyordu: Osmanlı İmparatorluğu'nun işini bitirecek olan kalem ve kılıç, o zamanlar askeri okulda parlak bir subay olan Mustafa Kemal'i burada yetiştirdi.

    Burada vaaz veren Sabetay Sevi'nin 1657 yılında "Mesih" olduğunu iddia etmesinden sonra ayaklanma olasılığından tedirgin olan Osmanlı, İslam dinini seçmesi koşuluyla onun ve arkadaşlarının hayatını bağışlayacağına söz verdi. "Taraf değiştiren" anlamına gelen "dönme"lik bu şekilde ortaya çıktı.

    Şehrin Türk nüfusunun yarısını oluşturan bu kişiler modern okullar açtılar. Sultan Abdulhamid'e karşı, 1908 yılında Jön Türklere katılacak olan ve modern Türkiye'nin atası sayılan, Müslüman dünyasının en büyük devrimini yapan Atatürk bu okulardan birine gitti. Kasım ayında yapılacak seçimlerde fundamentalistlerin zaferini engellemek amacıyla "Yeni Türkiye" adlı laik partiyi kuran eski Dışişeri Bakanı İsmail Cem de Selanikli "dönme" ailelerden birinden geliyor.

    Atina için Küçük Asya'nın felaketi olan 1922'deki mübadele esnasında bir milyon kişi evlerini bırakarak Türkiye'ye gitti. Türkiye'den de insanlar Yunanistan'a göç etti. Bu, Selanik'in de demografik oluşumunu bozan ve Avrupa tarihinin o güne kadar yaşanan en büyük etnik temizliği oldu.

    Selanik'in Tarihi Nüfus Yapısı:

    - Türk egemenliğinin sonu (1912): Nüfus: 157.000. Yahudi nüfusu: Yüzde 39.
    - Mübadele (1922): Nüfus: 175.000. Yahudi nüfusu: Yüzde 30.
    - Alman işgali (1941-44): Nüfus: 254.000. Yahudi nüfusu: Yüzde 20 (Yahudi kültürünün yüzde 6'sı yok edilmiş).
    - Büyük Selanik (2000): Nüfus: 1 milyon. Yunanlar: Yüzde 96.

    Sanat, Şov ve Medya Ünlüsü Bazı Sabetaycılar

    Tarkan, Bülent Ersoy, Zeki Müren, Yıldız Kenter, Müşfik Kenter, Filiz Ali Lazlo, Fazıl Say, Orhan Pamuk, Zeki Alasya, Haldun Dormen, Mehveş Emeç, Sevgi Soysal, Bülent Fenmen, Duygu Aykal, Aziz Üstel, Mükerrem Berk, Levent Kırca, Oya Başar, Mehmet Ali Erbil, Celal Sahir Erozan, Nermin Bezmen, Rutkay Aziz, Doğa Rutkay, Mustafa Alabora, Derya Alabora, Mehmet Ali Alabora, Ayşe Kulin, Füreyya Koral, Aliye Berger, Halikarnas Balıkçısı, Azra Erhat, Yusuf Atılhan, Orhan Gencebay, Muazzez Tahsin Berkant, Peride Celal, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halit Ziya Uşaklıgil, Halit Refiğ, Müjde Ar, Mehtap Ar, Samim Değer, Yasemin Kozanoğlu, Ayten Alpman, Yıldırım Gencer, Ayşe Gencer, Bora Gencer, Melih Kibar, Şinasi, Attila İlhan, Çolpan İlhan, Kerem Alışık, Çiğdem Talu, Ajda Pekkan, Semiramis Pekkan, Yesari Asım Arsoy, Sibel Egemen, Şerif İçli, Selahattin Pınar, Ali Rıfat Çağatay, Faiz Kapancı, Mısırlı İbrahim, Selanikli Ahmet Efendi, Tülay German, Erdem Buri, Refik Talat Halman, Şekip Memduh, Barış Manço, Rakım Elkutlu, Hüseyin Saadettin Arel, Leyla Saz, Osman Nihat Akın, Mahmud Celalettin Paşa, Mehmet Fehmi Tokay, Emin Ongan, Cenk Eren, İdil Biret, Mükerrem Berk, Suna Kan, Aysel Gürel, Gönül Yazar, Melike Demirağ, Şanar Yurdatapan, Tuğrul Dağcı, Zeliha Berksoy, Semiha Berksoy, Ömür Göksel, Uğur Akdora, Bülent Ortaçgil, Engin Noyan, Eser Noyan, Leyla Gencer, Ahmet Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Arif Mardin, Ahmet Ertegün, Oya Küçümen, Cem Mansur, Sertap Erener, Levent Yüksel, Pakize Suda, Işıl Yücesoy, Gürer Aykal, Mithat Fenmen, Bülent Tarcan, Muzaffer İlkar, Alpay, Rüçhan Çamay, Kenan Kalav, Yıldız Sertel, Özlem Savaş, Okan Karacan, Ömer Karacan, Erkan Özerman, Cemil İpekçi, Metin Bükey, Abdülhak Hamit Tarhan, Metin Erksan, Turgut Demirağ, Altan Erbulak, Cem Davran, Hande Ataizi, Okan Bayülgen, Metin Serezli, Nevra Serezli, Nisa Serezli, Selin Dilmen, Mustafa Denizli, Murat Özaydınlı, Cüneyt Tanman, Ali Uras, Aziz Basmacı, Günseli Başar, Meltem Hakarar, Neşe Erberk, Selin Toktay, Perran Kutman, Hüseyin Kutman, Oktay Rifat, Samih Rifat, Asuman Tuğberk, Muhip Arcıman, Behzat Butak, Refik Kemal Arduman, Reşat Nuri Güntekin, Munis Faik Ozansoy, Enis Fosforoğlu, Renan Fosforoğlu, Mete İnselel, Şemsi İnkaya, Turgut Boralı, Ayten Gökçer, Deniz Gökçer, Cüneyt Gökçer, Hüseyin Baradan, Yasemin Baradan, Ümran Baradan, Hulusi Kentmen, Can Gürzap, Arsen Gürzap, Çetin Tekindor, Saltuk Kaplangı, Erman Kunter, Mustafa Altıoklar, Meral Orhonsay, Zihni Küçümen, Talat Artemel, Ülkü Kuranel, Tuncel Kurtiz, Köksal Engür, Yasemin Kumral, Ahmet Say (Buradaki bazı isimleri okuyunca insanın “Bu kadari da olmaz” diyesi geliyor, ama araştırmak lâzım. WM.)


    Dolma Akıl, Koyma Akıl


    Dolma Akil Koyma Akil, Haldun Taner'in bir kitabinin adi ve durumu anlatiyor. Simdi liste verilmis bu listenin bir kismi dogrudur ve zaten ben de yazdim. Büyük harfle baslik atinca hakli olunmuyor tabii ki. Sabetayci ile Yahudi arasindaki farki bilmeyeceksin hatta Sabetayci demek Türkiye Yahudisi demek diyeceksin, sonra da bu konuda ahkam keseceksin. Her yanlisi düzeltmek zor. Zirvalara ise cevap vermek vakit kaybi. 19. yüzyil Selanik'i, Ittihat Terakki, Mason Localari, Selanik Burjuvazisi hakkinda üsenmezsem yazarim, konu çok boyutlu. Orhan Pamuk, Yeni Hayat'ta "Felsefenin Temel Ilkeleri"ni bir gecede okuyup, solcu olanlarla güzel alay eder.
    Karatas Yahudi semti, o zaman Karatas Lisesi de mutlaka Yahudilerindir! Listenin "önemli" isimlerinden Sezen Aksu'yu yazdik. Simdi de Karatas Lisesi'ni yazalim.

    Karatas Lisesi'nin eski adi Karatas Ortaokulu'dur ve 1972-1973 ögretim yilinda lisesi faaliyete geçmitir. Bu okulun ilk binasi Ermeni Balyazoglu tarafindan 1887'de yapilmistir. Bu okul devlet lisesi oldugu için sahibi de yoktur. Bu ortaokul ve lisede de, sadece yahudiler degil, Izmir 'in güneyinde kalan semtelerde oturan herkes okur.

    Karatas yoksul Yahudilerin oturdugu bir semttir. Artik çok azinlikta kalmislardir. Halen, Asansör'e giderken cadde üzerinde bir sinagog faal durumdadir. Asansör'ün bulundugu (alt tarafi) sokagin adi da, o sokakta yasamis olan Dario Moreno sokagidir. I. Zorlu bilmiyor, ama iyi uyduruyor.

    17. yüzyilin sonunda Sabetayci Baruhia Ruso, Osman Baba adini almis ve Sevi'nin ruhunu tasidigini iddia etmistir. Buna inanlara ise Karakaslar (Konyozos) tarikati denir. Karakaslar, Sabetaycilar içinde digerlerinden kopmus ayri bir tarikattir.

    Talat, 33. derceden masondur bu daha fazla bilinir, daha az bilineni ise Talat'in Bektasi olmasidir. Bektasilikle, Masonluk, Yahudilik arasinda ilginç baglar, ittifaklar var.

    Aklima gelen bir diger seyi de yazayim. Seyh Bedrettin'in sag kolu olan ve Torlak Kemal olarak taninan kisinin gerçek adi Samuel'dir ve Manisali bir Yahudidir.

    Gariban Sabetaycilar meshur degil tabii ki onlari kim sayacak listeye alacak. Dinç Bilgin gibi alçaklari savunuyoruz yalanlarini uyduran irkçilarin palavralari bitmez. Sabetayci Burjuvazi ile Ittihat Terakki vs arasindaki bagi inkar eden yok ki. Bunlarin burjuvalarinin etkilerini de inkar eden yok. Ama, bu durum, yazdigim gibi çogunlugunu garibanlarin olusturdugu Sabetaycilara top yekün düsman olmak ve hele ki kökenleri itibariyla buram buram antisemitizm kokan irkçilik gerçekten igrenç. Kan gruplarina kadar geldiler. Bütün Sabetaycilar, Yahudi kökenli olanlar tek tek saptanmali diyor adam. Sonra da yakarlar mi ne bileyim? Yapmayacaklari sey yok gerçekten. Simdi ben de bu memleketin gerçek sahiplerinin aklima gelenlerini yazayim. Paranin dini imani olmaz. Hangi etnik, dinsel kökenden lursa olsun bütün sermayedarler halk düsmanidir. Sermaye usaklari ise meselenin sinifsal özünü saptirmak ve efendilerine hizmet etmek için dezenformasyonu da asip irkçilik yapmaktadirlar.

    "Soylu" Halk Düşmanları
    Kayserili Sabancı, Hacı Bektaş soyundan gelen Koç, Niğdeli Ayhan Şahenk (Doğuş Holding, Garanti Ban.vs), Bitlisli İsmet İnönü, Ö. Soysal'in hemşerisi Aydın Doğan, Rizeli Mesut, Kayserili Anadolu Holding, Çeçen Asıllı Kilisli Doğan Güreş, Kürt Eşref Bitlis, Kürt Selahattin Beyazıt, Vanlı Yalım Erez, Vanlı Ferit Melen, Erzurumlu Alevi Polat Holding, Ankaralı Ercan (M.A.N), Adanalı Has, Tarsuslu Karamehmetler (Yapı Kredi, Pamukbank, Turkcell), Tarsuslu Eliyeşiller
    Rusyalı Menger (Mercedes), Ferman Kimya, Kürt Parlamento Başkanı Yalak Yaşar, Liceli Halis Toprak, Kürt Ağa Ceylan, Kıbrıslı Sezai Türkeş (STFA), Sivaslı Nurettin Koçak (Kutlutaş), Kutahya Asıllı Eskişehirli Zeytinoğlu Holding (ESBANK, Eston vs), Karadenizli Ulusoylar, Karadenizli M. A. Yılmaz, Buldanlı Akın Holding, Süryani Transtürk Holding, Adanalı Sapmazlar.

    Kaynak
    Konu fatken tarafından (01-19-13 Saat 02:41 PM ) değiştirilmiştir.
    “Bir kimse sonsuza dek, herkes ise bir süre kandırılabilir; fakat herkes sonsuza dek kandırılamaz.”

    Abraham Lincoln

Sayfa 2/6 İlkİlk 1234 ... SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Uzayli yahudiler!
    By fatken in forum Köşe Yazıları ve Makaleler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03-18-13, 02:22 PM
  2. Gizli bir savaş: Yahudiler ermenilere karşi
    By fatken in forum Derin Konular
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 01-16-13, 01:16 AM
  3. ilber Ortaylı - Yahudiler
    By netr0n in forum İlber Ortaylı
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12-16-12, 03:17 PM
  4. Article: Sabetaycılık Gizli Yahudiler
    By fatken in forum Genel Kültür
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-31-12, 04:29 PM
  5. Türkiyedeki Yahudiler Kim?
    By netr0n in forum Derin Konular
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-05-12, 08:04 PM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121