Unutmayacağız!

Etiketlenen üyelerin listesi

Atatürk ve Vedat Uşaklıgil ilişkisi

vedat, halit ziya'nın oğlu ve latife'nin amcazadesi... atatürk latife'yle evli... vedat atatürk'ün "özel ilgisine mazhar" parlak bir genç diplomat, çalgı da çalabiliyor. her neyse. aslında bu münasebet garip ve karanlık bir ilişki şeklinde tanımlanıyor. kimse konunun üzerine gitmemiş. ayrılık gecesindeki kanlı yelpaze'nin sırrı burada yatmaktadır kanımca. vedat da fikriye gibi kendini intihar etti. çarçabuk, geride ondan ne kaldıysa, mektupları, günlükleri vs. her şey yok edildi. bir

Bu konu 9006 kez görüntülendi ve 2 yorum aldı ...

    Konuyu değerlendir: Atatürk ve Vedat Uşaklıgil ilişkisi

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 9006 kez incelendi.


3 sonuçtan 1 ile 3 arası
  1. #1

    Atatürk ve Vedat Uşaklıgil ilişkisi

    vedat, halit ziya'nın oğlu ve latife'nin amcazadesi... Atatürk latife'yle evli... vedat Atatürk'ün "özel ilgisine mazhar" parlak bir genç diplomat, çalgı da çalabiliyor. her neyse.

    aslında bu münasebet garip ve karanlık bir ilişki şeklinde tanımlanıyor. kimse konunun üzerine gitmemiş. ayrılık gecesindeki kanlı yelpaze'nin sırrı burada yatmaktadır kanımca. vedat da fikriye gibi kendini intihar etti. çarçabuk, geride ondan ne kaldıysa, mektupları, günlükleri vs. her şey yok edildi. bir diplomat olmasına rağmen, devlet töreniyle son görev yeri arnavutluktan türkiye'ye gönderilmesine rağmen türkiye'de devletten kimsenin iştirak etmediği sessiz sedasız bir törenle defnedildi. ne yazıyordu o günlüklerde, mektuplarda acaba? muhtemelen tarih kurumu'nun elindeki latife'nin "açılamaz" belgelerinde yazılanlarla paralel şeyler...

    kimilerince latife ve Atatürk'ün ayrılma sebebiydi. çünkü bir zamanlar abla kardeş yakınlığında olan bu akrabalık bağı vedat'ın köşke yerleşmesiyle son buldu. latife köşkten ayrıldıktan sonra vedat'ın intiharına kadar onunla bir daha asla konuşmadı. "gerçek behlül" olarak tarif edilen ve gizemli bir kararla hayatına son veren vedat'ın önce kim olduğuna göz atalım.


    "vedad uşaklıgil, genç cumhuriyetin genç hariciyecisi’ydi. Atatürk’ün emriyle çalıştığı osmanlı bankası’ndan dışişleri bakanlığı’na geçti. rumca, ingilizce, fransızca ve almanca’yı su gibi konuşuyordu. piyanoda virtüözdü ve müthiş bir müzik yeteneği vardı. bu sayede Atatürk’le tanıştı. ancak bu tanışıklık o’na hem şans, hem de şanssızlık getirmişti. bu parlak diplomatla, ankara’da birileri kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor, hayatını zindan ediyordu. 33 yaşında daha fazla dayanamayarak ölümü seçti. bu sıradışı diplomatın hayatını babası anı – roman şeklinde kaleme aldı. ancak bazı konuların kapağını hiç açmadı. caps-çünkü vedad uşaklıgil eşcinseldi-caps…"


    misal soner yalçın zamanın behrinde şöyle bir soru sormuş:

    "halit ziya uşaklıgil’in iki amcası yusuf ve süleyman tevfik, intihar etti. halit ziya uşaklıgil’in oğlu vedat da, torunu da intihar etti. uşaklıgil’in çocuğu kim? latife. o da Mustafa Kemal’la evli. peki kardeşim hiç mi kimse bu konuyu araştırmıyor?"



    dönelim ayrılık gecesine:

    "her şey görünüşte yolunda giderken atatürk, latife hanım ile ayrılmaya karar verdi. ikili 20 temmuz’u 21 temmuz 1925’e bağlayan gece şiddetli bir tartışma yaşamışlardı. ertesi gün atatürk latife hanım’ı izmir’e, ailesinin yanına gönderdi. latife hanım, köşk’ten ayrılırken vedad’ın da köşk’ü terk etmesini istemişti. ancak vedad bunu kabul etmedi...ikilinin bu tavrı daha sonra birçok dedikoduya neden olmuştu. hatta dönemin avusturya konsolosluğunda görevli bir diplomat, latife hanım ile atatürk arasındaki tartışmanın bir piyano virtüözü yüzünden çıktığını viyana’ya rapor etmişti."

    Kaynak
    fatken bunu beğendi.

  2. #2
    Gerçek Behlül Sırlarıyla Öldü

    Halid Ziya Uşaklıgil’in oğlu Vedad, genç Türkiye’nin en başarılı diplomatlarındandı. Birçok dil biliyordu. Gittiği her ülkede kısa sürede tanındı ve sevildi. Peki niye 33 yaşında intiharı seçmek zorunda kaldı?

    Halid Ziya Uşaklıgil’in oğlu Vedad, genç Türkiye’nin en başarılı diplomatlarındandı. Birçok dil biliyordu, çok iyi bir müzisyendi. Gittiği her ülkede kısa sürede tanındı ve sevildi. Ancak Atatürk’ün bu genç diplomata sahip çıkması, Ankara’daki kimi isimleri rahatsız etmişti. Bunlar arasında en başta Latife Hanım ile dönemin dışişleri bakanı Tevfik Rüştü Aras vardı.
    Birkaç ay öncesine kadar tüm Türkiye, Aşk – ı Memnu’yla yatıp – kalkıyordu. Behlül ile Bihter arasındaki yasak aşk, bu aşkın nasıl sonuçlanacağı, dizinin final sahnesi hemen herkesin merak ettiği yegane konuydu. Aşk – ı Memnu edebiyatçı Halid Ziya Uşaklıgil’in kaleme aldığı bir romandı. Geçen yıl Uşaklıgil ve eseri yazıldığı dönemden çok daha fazla popüler oldu. Ancak Halid Ziya Uşaklıgil’in her eseri Aşk – ı Memnu kadar şanslı değil; İlk yayınlandığı tarihten sonra bir daha günyüzü görmeyen bir kitabı da var; Bir Acı Hikaye.
    Uşaklıgil bu eserinde genç yaşta hayata veda eden oğlu Vedad Uşaklıgil’i anlatmış. Şimdilerde artık sahaflarda bile bulunamayan bu kitapta yazılanlardan yola çıkarak Selim İleri, “Kırık Deniz Kabukları” kitabını kaleme almış. Her iki kitaptan da, Vedad Uşaklıgil’in hikayesinden de Yıldıray Oğur’un, Taraf’ta ve Chronicle’da kaleme aldığı bir yazı sayesinde haberdar olduk.

    Vedad Uşaklıgil, genç cumhuriyetin genç Hariciyecisi’ydi. Atatürk’ün emriyle çalıştığı Osmanlı Bankası’ndan Dışişleri Bakanlığı’na geçti. Rumca, İngilizce, Fransızca ve Almanca’yı su gibi konuşuyordu. Piyanoda virtüözdü ve müthiş bir müzik yeteneği vardı. Bu sayede Atatürk’le tanıştı. Ancak bu tanışıklık O’na hem şans, hem de şanssızlık getirmişti. Bu parlak diplomatla, Ankara’da birileri kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor, hayatını zindan ediyordu. 33 yaşında daha fazla dayanamayarak ölümü seçti. Bu sıradışı diplomatın hayatını babası anı – roman şeklinde kaleme aldı. Ancak bazı konuların kapağını hiç açmadı. Çünkü Vedad Uşaklıgil eşcinseldi…

    Savaş Yıllarında Avrupa’da
    Vedad Uşaklıgil, Halid Ziya – Memnune Uşaklıgil çiftinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Vedad doğduğunda takvim yaprakları 1904 yılını gösteriyordu. Uşaklıgil çifti Vedad’tan önce doğan üç çocuklarını kaybetmişlerdi. Bu yüzden Vedad’ın üstüne titriyorlardı. O kadar ki sırf havası daha güzel, daha az nemli diye aile İstanbul’u terk edip Büyükada’ya taşındı.
    Vedad o günün şartları içinde en iyi doktorlar tarafından muayene ediliyor, en iyi dadıların elinde büyütülüyordu. Küçük Uşaklıgil için hayat toz pembeydi. Baba Halid Ziya önce Reji idaresinde, daha sonra da Sultan Reşad’a başkatiplik yapmıştı. Vedad Türkçe’den önce Rumca’yı öğrendi. Ailenin Vedad’a bakması için tuttuğu dadı bir Rumdu ve Vedad daha ilk kelimelerini telaffuz etmeye başladığı andan itibaren Rumca ile tanıştı. Ardından Türkçe’yi öğrendi. Babası Vedad’ın üzerine titriyor, onu en iyi şekilde yetiştirmek için büyük çaba sarfediyordu.
    Vedad sırasıyla Almanca, Fransızca ve İngilizce öğrenmişti. Müziğe büyük yeteneği vardı. Piyano dersleri almış, padişahın huzurunda piyano çalacak kadar iyi seviyeye ulaşmıştı. Sultan Reşad bu genç yeteneği teşvik etmek için Vedad’a bir piyano hediye etmişti. İmparatorluğun yıkılış devri olsa bile Uşaklıgiller bu dönemi en az sarsıntı ile atlaşmıştı.
    İzmirli olan aile oldukça zengindi. Hatta ailenin bir bölümünün New York borsasında hisseleri vardı. Halid Ziya Uşaklıgil de hiçbir zaman maddi sıkıntı çekmemişti. Savaştan bunalan Uşaklıgil ailesi soluğu Avrupa’da almıştı. Baba – oğul Uşaklıgiller Avrupa’nın dört bir yanın dolaştıktan sonra İsviçre’nin Bern şehrinde karar kılmışlardı.
    Vedad lise öğrenimine burada başladı. Ancak bir süre sonra Vedad’da bunalım belirtileri baş gösterdi. 17 – 18 yaşlarındaki genç Vedad’ın durumun öğrenen aile oğullarını Paris’e gönderdi. Daha sonra da Paris’teki tanıdıklarının teşvikiyle Vedad’ı İstanbul’a çağırdılar.

    LATİFE HANIM ENGELLEMEK İSTEDİ
    Bu dönüş Vedad’ın iş hayatına atılması için bir sebep oldu. Genç Uşaklıgil çalışmak istiyordu. Osmanlı Bankası’nda babasının yardımıyla iş buldu. Ancak müzikle uğraşmayı kafasına koymuştu ve iki arkadaşıyla birlikte bir müzik grubu kurmuşlardı. Bu üçlünün ünü o sırada başkent olan Ankara’da bile duyulmuştu.
    Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver üçlüyü bir konser için Ankara’ya davet etmişti. Vedad için bu davet hayatının dönüm noktasıydı. Çünkü bu sayede Atatürk’le tanıştı.
    Vedad Uşaklıgil’in babası Halid Ziya Uşaklıgil, Atatürk’ün eşi Latife Hanım’ın babası Muammer Uşaklıgil ile kardeş çocuklarıydı. Hem Muammer Uşaklıgil, hem de Latife Hanım Halid Ziya’ya “amca” diyordu. Latife Hanım’ın yetişmesinde Halid Ziya’nın büyük payı olmuştu. Halid Ziya Yeşilköy’deki köşkünde Latife Hanım’ı misafir etmiş, Avrupa seyahatinin bir bölümünü birlikte geçirmişlerdi. En önemlisi Latife Hanım, Vedad’ı kardeşi gibi seviyordu. Vedad da zaten bu durumdan dolayı Latife Hanım’a “abla” diyordu.
    Vedad konser için Ankara’ya gidince Latife Hanım’ın konuğu olarak Çankaya Köşkü’nde kaldı. Halkevindeki konserin devamı ise Çankaya Köşkü’nde yapıldı. Atatürk bu genç yeteneği çok beğenmişti. Küçük bir dil sınavından sonra Vedad’ın Hariciye’ye alınmasını istedi. Atatürk’ün bu isteği kısa sürede gerçekleştirildi.
    Ancak Vedad’ın hayatını alt – üst eden ve intiharıyla sonuçlanan süreç de tam bu noktada başladı. Vedad’ın Hariciye’ye alınmasını bilinmeyen bir sebeple Latife Hanım engellemeye çalıştı. Vedad ancak Atatürk’ün zorlamasıyla Hariciye’ye girebildi. Bu dönemde sürekli Çankaya Köşkü’nün bir müştemilatında kalıyor, akşamları Köşk’te müzik ziyafetleri veriyordu.
    Her şey görünüşte yolunda giderken Atatürk, Latife Hanım ile ayrılmaya karar verdi. İkili 20 Temmuz’u 21 Temmuz 1925’e bağlayan gece şiddetli bir tartışma yaşamışlardı. Ertesi gün Atatürk Latife Hanım’ı İzmir’e, ailesinin yanına gönderdi. Latife Hanım, Köşk’ten ayrılırken Vedad’ın da Köşk’ü terk etmesini istemişti. Ancak Vedad bunu kabul etmedi. Hem Vedad, hem de babası Halid Ziya bu ayrılıkta Atatürk’ten yana tavır koymuştu. İkilinin bu tavrı daha sonra birçok dedikoduya neden olmuştu. Hatta dönemin Avusturya konsolosluğunda görevli bir diplomat, Latife Hanım ile Atatürk arasındaki tartışmanın “bir piyano virtüözü” yüzünden çıktığını Viyana’ya rapor etmişti.

    GİZLİ EL İŞ BAŞINDA
    Bu ayrılığın üzerinden çok geçmeden Vedad’ın tayini de Londra’ya çıktı. Aile bu tayine seviniyordu. Çünkü çocukları mesleğinde yükselmeye başlamıştı. Ancak dedikodulara göre tayin Vedad’ı Ankara’dan uzaklaştırmak için bir oyundu. Vedad, kendisi gibi Hariciyeci olan kardeşi Bülend’le birlikte Londra’da lüks bir hayat yaşamaktaydı. Bir süre sonra iki kardeş askerliklerini yapmak için Türkiye’ye döndü.
    Askerliklerinin ardından Bülend’in tayini hızla yapılmıştı. Ancak Vedad için sıkıntılı günler kapıdaydı. Önce Berlin’e gönderileceği söylenmişti. Ama bu tayin bir türlü gerçekleşmedi. Sonra tayinin olamayacağı Vedad’a bildirildi. Ankara’da gizli bir el Vedad’la uğraşmaktaydı. Baba – oğul bu konuda devrin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ı suçluyordu. Aras tabir yerindeyse Vedad’a “takmış”tı. Uşaklıgillere göre Aras’ın arkasındaki asıl isim Latife Hanım’dı. Çünkü Aras İzmir’li Evliyazadeler ailesi üzerinden Latife Hanım ile akrabaydı. O yüzden Vedad’la uğraşıyordu. Zaten Latife Hanım Atatürk’ten ayrıldıktan sonra hayatı boyunca bir daha Vedad ile görüşmemişti. Abla ile kardeşin arasına kara kedi girmişti.
    Uzun uğraşlardan sonra Vedad’ın tayin sorunu aşıldı. Vedad için yeni yer Prag’dı. Fakat gittiği her yerde kısa sürede çok popüler olan, etrafında dost halkası oluşturan Vedad buradan da Ankara’ya geri çağırıldı. Vedad Uşaklıgil’in artık dayanacak hali kalmamıştı. Ankara yerine İstanbul’a döndü ve Hukuk Fakültesi’ne kaydını yaptırdı. Üç yıl boyunca Hariciye’nin kapısından içeriye adımını bile atmadı.
    Ancak diplomatlığı çok sevmekteydi ve bu yüzden mesleğine geri dönmek istedi. Hariciye’nin kapanan kapıları açılmak bilmeyince tekrar devreye Atatürk girmişti. Mustafa Kemal Paşa’nın direktifi ile Vedad tekrar Hariciye’ye kabul edildi. Yeni görev yeri Brüksel’di. Bir müddet sonra buradaki görev yükünden sıkılan Vedad tayinini Arnavutluk’a Tiran’a yaptırdı. Arkadaşı Ali Türkgeldi Tiran’da büyükelçiydi.
    Vedad Arnavutluk’ta kısa sürede çok sevildi. Başta Arnavutluk kralı Zogo olmak üzere üst düzey görevlilerin gözdesiydi. Elçiliklerde verilen davetlerin aranan konuğu olan Vedad hayatında hiç olmadığı kadar mutludur. Ama bu mutluluğu uzun sürmedi, Tiran’a gidişinin beşinci ayında buradaki görevinden alınarak Ankara’ya geri çağrıldı. Vedad için bu olay bardağı taşıran son nokta bu olmuştu. Beş kişiyi öldürecek kadar uyku ilacı içerek intihar etti. Cenazesi Arnavutluk’tan devlet töreni ile Türkiye’ye gönderilmişti.
    İstanbul’da yapılan törenin ardından Bakırköy – Kartaltepe’ye defnedildi. Ancak törende devleti temsil eden hiç kimse yoktu. Vedad’a düşmanlık eden meçhul isim burada da iş başındaydı. Uşaklıgil’in son maaşına, cenazenin Türkiye’ye getirilmesi için yapılan masraflara karşılık olarak el konuldu. Durumu öğrenen Mustafa Kemal’in çok şiddetli tepkisi üzerine Dışişleri geri adım attı ve maaşı aileye ödedi.
    Batılıların “Ağzında gümüş kaşıkla dünyaya gelmiş” dediği tipte bir aileye mensup Vedad Uşaklıgil, sırlarını da kendisi ile beraber götürdü…

    kaynak
    fatken bunu beğendi.

  3. #3
    Bir acı hikâye

    Aşk-ı Memnu dizisiyle Halit Ziya Uşaklıgil’in kitapları yeniden keşfedildi. Raflarda görünür yerlere çıkan kitaplardan en ünlüleri marketlerde bile bulunabiliyor artık.
    Biri hariç: Bir Acı Hikâye.

    Selim İleri Kırık Deniz Kabukları’nı yazmasa ilk baskısı 1942 yılında yayımlanmış, sonra yapılan baskıları da tükenmiş kitabı da, kitaptaki acı hikâyenin sahibi Halit Ziya’nın oğlu Vedat’ı da kimse hatırlamayacaktı.
    Hâlbuki cesur bir yapımcının elinde, 33 yaşında başkâtip olarak bulunduğu Tiran’da intihar eden Vedat’ın hikâyesi, en az Aşk-ı Memnu kadar etkileyici bir televizyon dizisi hatta bir sinema filmine dönüşebilirdi.

    Bu iş cesaret istiyor çünkü Vedat’ın hikâyesinin içinden Atatürk, Latife Hanım ve erken Cumhuriyet döneminin tüm Ankara ayak oyunları geçiyor. Erken Cumhuriyet döneminin Ankara’sında bir yıldız genç olarak dolaşmış Vedat’ın gerçek hikâyesinin önündeki en büyük tabu ise Rıza Nur’un elden ele dolaşan öfkeli hatıralarındaki iddialar. Ve tabii ki eşcinsellik meselesiyle ilgili her türlü tabu ve cızz şey. Eşcinsellik meselesi. Çünkü Vedat, Halit Ziya bunu kitapta bir baba şefkatiyle saklasa da bir eşcinsel.

    1904 yılında doğan Vedat, daha önce hastalıklar yüzünden Sadun ve Güzin adlı iki çocuklarını toprağa vermiş Halit Ziya ve eşi için yeni bir yaşam kaynağı olur. Ülkenin en Batılı ve zengin ailelerinden Uşaklızade ailesi içinde doğan Vedat, hangi dili öğrenmesi isteniyorsa o milletten bir dadıya sahip olacak kadar iyi bir eğitim alır. Almanca, Fransızca ve İngilizce öğrenen Vedat’ın esas tutkusu müziğe ve piyanoyadır.

    İttihat Terakki’nin Berlin’e gönderdiği ve daha sonra Berlin’e kaçan Talat Paşa’nın emriyle İsviçre’ye geçen babasıyla tüm Avrupa’yı dolaşır. Gitmedikleri tiyatro, opera, görmedikleri şehir müze kalmaz. Halit Ziya ülkeye geri döner. Ama Vedat yurtdışında çeşitli okullarda eğitimine devam eder. Ta ki onu kahreden bir aşka tutuluncaya kadar. Halit Ziya kitabında o aşkın izlerinin saklandığı çekmeceyi hiç açmadığını söyleyecektir.

    İstanbul’da Osmanlı Bankası’nda çalışmaya başlayan Vedat, birkaç arkadaşıyla bir trio kurup konserler vermeye başlar. Trio’yu duyan Türk Ocakları Başkanı Hamdullah Suphi, onları konser için Ankara’ya çağırır.
    Vedat’ın Ankara’da kalacağı adres bellidir: Büyük amcasının kendisinden beş yaş büyük kızı Latife’nin yeni evi Çankaya Köşkü. Yetişmesinde amcası Halit Ziya’nın büyük katkıları olan Latife ile Vedat arasında sebebi belirsiz bir soğukluk vardır.
    O akşam Çankaya’da, Mustafa Kemal, İsmet İnönü ve Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın bulunduğu yemekte gecenin yıldızı Vedat olacaktır. Atatürk’ün önce piyano çaldırdığı sonra da İngilizce, Fransızca, Almanca gazeteler getirtip çeviri yaptırdığı Vedat sınavı geçmiştir.

    “Ne işin var bankada, sen Hariciye’ye gel” diyen Atatürk’ün teklifi onun da hoşuna gider. Daha sonra Halit Ziya’nın katıldığı bir Çankaya gecesinde Atatürk yaverine Vedat için İstanbul’a telgraf çekmesini emreder. Yaverin hemen arkasından odadan Latife Hanım da çıkar. Latife Hanım bir ara Halit Ziya’yı yanına çağırıp “Bazen içince böyle şeyler emreder, sonra sabah unutur. Ben telgrafı çektirmedim” der. Bunu öğrenen Vedat, kuzeni Latife’ye çok kızar ve kararını verir. Ankara’ya gidecektir.

    Halit Ziya, Bir Acı Hikâye’de Latife Hanım’ın boşanmasına kadar olan bitenden hiç bahsetmez.
    Latife Hanım, boşanma kararının alındığı gün ailesiyle İzmir’e dönerken Çankaya Köşkü’nün müştemilatında kalan Vedat’a telefon açıp “Biz gidiyoruz. Sen de benim misafirimsin. Kendine başka bir yer bul ya da İstanbul’a dön” der. Vedat “Babama sormadan karar veremem” diye karşı çıkar. Mektup yazdığı Halit Ziya’nın cevabı aile içinde bir kırılma yaratacaktır: Sen onun değil Atatürk’ün misafirisin.

    Boşanmanın ardından Atatürk Vedat’ı üçüncü katip olarak Londra Sefareti’ne gönderir. Bu arada Vedat’ın küçük kardeşi Bülent de çalıştığı Osmanlı Bankası tarafından Londra’ya gönderilir. İki kardeş Londra’nın lüks semtlerinden birinde ev tutar. Sonra askerlik ve askerlik dönüşü abisinin izinden Hariciye’ye giren Bülent’le Ankara Yenişehir’de tutulan evle başlayan çalkantılı Ankara hayatı.

    Bir Acı Hikâye’de Halit Ziya’nın tam sebebini çözemediği ya da tam olarak anlatmadığı bir dram yaşamaya başlar yeni Ankara’nın bu yıldız genci. Halit Ziya olan biteni Atatürk’ün ona olan teveccühünün yarattığı kıskançlıkla açıklar. En çok suçladığı kişi ise ‘Vekil’ diye bahsettiği Atatürk’ün ölümüne kadar Dışişleri Bakanı olarak kalan Tevfik Rüştü Aras’tır.

    Ankara’dan kurtulmak isteyen Vedat, birkaç kez tayin vaadiyle kandırılır. Sonra Prag’a tayin edilir. Ama onunla uğraşan el yine devreye girer ve dört ay sonra yeniden Ankara’ya çağrılır. Psikolojik olarak çöken Vedat, Ankara’ya dönmez babasının Yeşilköy’deki evine çekilir. Hukuk eğitimini bitirir. Sonra yeniden Hariciye’ye döner. Ama yaşadığı dram bitmeyecektir. Ankara’dan kurtulmak için önce Brüksel’e giden Vedat, 1937’de kendi isteğiyle bir arkadaşının tayininin çıktığı Tiran’a geçer. Bir yemek daveti için hazırlık yapılan gece Ankara’dan yine kötü haber gelir. Vedat yeniden Ankara’ya çağrılmaktadır.

    İzin isteyip sokağa çıkar. İlk gördüğü eczaneye girer. Sefarete döndüğünde verilecek davetin çiçeklerini kontrol eder sonra “Yorgunum, beni rahatsız etmeyin” diyerek odasına çekilir.

    Sabah kalkmayınca kapısı kırılarak girilen odasında hemen yanı başında dört adet boş luminal tüpü ve âşık olduğu annesinin kızlık resmine iliştirilmiş notlar bulunur. Bir not annesine yazılmıştır: “Anacağım acıma, sevin, korkmuyorum ve rahat konuşuyorum. Seni ve babamı çabuk beklerim. Daha sonra... ne rahat.”

    Daha zor okunan, muhtemelen ölümüne yakın son bir gayretle yazdığı diğer not ise onun 33 yıllık belirsiz dramının özeti gibidir: “Uykudan başka bir şeyler hissetmiyorum. Ne rahat. Hayatta çok bedbaht idim. Bu bir tesviye çaresi idi. Ölüm ne kolay. Uykum çok. Bütün sevdiklerim Allaha emanet...”

    Yıldıray Oğur
    fatken bunu beğendi.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler’le ilişkisi
    By fatken in forum Derin Konular
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 11-15-12, 07:28 PM
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09-19-12, 12:24 PM
  3. İsrailoğulları ve Şeytan ilişkisi
    By fatken in forum Derin Konular
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09-18-12, 02:26 PM
  4. Taliban ile ilişkisi olanın evi yakılacak
    By siyasethane in forum Rss Haber
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09-14-12, 11:07 AM
  5. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 06-08-12, 01:22 PM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105